 |
| » Online Ziyaretçi | Şu an sitede, 149 ziyaretçi ve 2 üye bulunuyor.
Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz. |
| » Ziyaretçi Sayısı | Şu ana kadar 64408186 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Aralik 2003 |
|  |
|
|
|
Cinselliğimizi araştıralım!
Tarih: 10.12.2004 Saat: 08:26 Gönderen: Admin | |
|
 İnsan cinsel davranışı.... Konu hakkında yeterli, doğru bilgiye sahip miyiz ve olmak istiyor muyuz? 1 Aralık'ta kırmızı kurdeleler takıldı, AIDS dernekleri yararına konserler verildi yine. Çünkü, birincil bulaşma sebebi korunmasız cinsel ilişki olan bu enfeksiyon, her yıl bir sürü hayata mal olmaya devam ediyor. Oysa cinsel yolla bulaşan AIDS ve diğer enfeksiyonların, mutsuz beraberliklerin, istenmeyen gebeliklerin, şiddetin çeşitli türlerinin temelinde yatan bu mesele, sadece yüzeysel bir metaya dönüştürülebildiği ölçüde hayatımızda; televizyonda, gazetelerde, billboardlarda, dergilerde... İnsanların cinsel davranışlarının nesnel olarak araştırılmasına, incelenmesine, 1940'lı yıllarda Alfred Kinsey tarafından ilk kalkışıldığından beri, her muhafazakâr rüzgarla birlikte, ket vurulmaya çalışılıyor. Şimdi Bush yönetiminin yaptığı gibi. 2 Kasım seçimlerinden sonra, muhafazakâr kesimin protestolarıyla ABD'de vizyona giren Bill Condon filmi "Kinsey", çalışmaları hâlâ cinsellik araştırmalarında temel alınan öncü bilimadamı Kinsey'in yaşamöyküsüne objektif bir bakış atarken, dönemin muhafazakâr sosyal ortamıyla günümüz arasında sıkı paralellikler kuruyor.
Alfred Kinsey 1894'de püriten ahlâkın temsilcilerinden Methodist mezhebi rahibi bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Onu mühendis yapmak isteyen babasına isyan eden Kinsey, kendi ilgi alanına, doğaya yöneldi ve zooloji okudu. 1920'de Indiana Üniversitesi'ne entomoloji dersler vermeye geldiğinde uzmanlık alanı arılardı. Arıları inceleyen Kinsey daha bu ilk araştırmalarında bir şey fark etti: Anormal arı yoktu, sadece milyonlarca farklı çeşit arı vardı.
Kinsey, öğrencisi Clara'yla evlendiğinde 26 yaşındaydı, Clara ise 23. İkisi de
bakirdi. Kinsey'in penisinin büyüklüğü cinsel yaşamlarında sorun yarattı ve tıbbi
müdahale gerekti. Profesörün ilgisini böceklerden insan cinsel davranışlarına yöneltmesi
de bu döneme rastlar. Okulda sadece evli çiftlerin katılabildiği, dönemine göre
gayet ilerici bir "evlilik dersi" vermeye başlayan Kinsey, kendisi dahil
herkesin insanların gerçek cinsel davranışları hakkında ne kadar az şey bildiğini
fark etti ve bunu bilimsel olarak araştırmaya koyuldu. Asistanlarıyla birlikte yürüttüğü,
15 yıla yayılan ve 18,000 bireyin cinsel hayatını kapsayan araştırmadan çıkan 1948
basımı ilk kitap "Sexual Behavior in the Human Male/Erkek Cinsel Davranışı"
medyada büyük yankı bulup sosyal bir atom bombası olarak nitelendirildi. Neden mi?
Amerikan kültür savaşları
1940'lı yıllarda neredeyse bütün dünyada mastürbasyon yapmanın insanları kör
edeceğine ya da delirteceğine, eşcinselliğin son derece az görülen bir "sapkınlık"
olduğuna, sadece evli çiftlerin seks yaptığına, onların da en bilinen pozisyonla
yetindiğine inanılırdı. Kitap gerçek öykülere dayanarak bu inanışları altüst
ediyordu: Herkes mastürbasyon yapıyordu, erkeklerin yüzde 37'si hayatında en az bir
kez eşcinsel ilişkide bulunmuştu, evlilik öncesi ve dışı cinsel ilişki sık sık
yaşanıyordu ve çiftler pozisyonlar konusunda oldukça yaratıcıydı... Kitap Amerikan
kültür savaşlarının başlangıcına işaret ediyordu. Fakat 1953'te yayınlanan
ikinci kitap "Kadınların Cinsel Davranışı" çok daha büyük kıyamet
kopardı. Kimse kadınların mastürbasyon yaptığını, hemcinsleriyle ve evlilik
dışı cinsel ilişkide bulunduğunu duymak istemiyordu. Kinsey statükoya gerçek bir
tehdit haline gelmişti. McCarthcilik, cadı avı dönemiydi. Rockefeller Vakfı Kinsey'in
araştırmalarından desteğini çekti. İnsanda cinsel davranışları nesnel ve bilimsel
bir bakış açısıyla ilk kez inceleyen ve cinsel devrimin önünü açan adam, sapık
olarak nitelendirildi. Teorileri komünist komplonun bir parçası olarak görüldü.
Kinsey, 1956 yılında kalp krizinden öldü.
Yıl 2004... Kinsey'in bulguları sağlamlığını koruyor, ama Bush yönetimi başta
olmak üzere muhafazakâr yaklaşımlar cinsel araştırmalardan hâlâ öcü gibi
korkuyor. New York Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde psikiyatri profesörü "Sex Is
Not a Natural Act/ Sex Doğal Bir Davranış Değildir" kitabının yazarı seksolog
Leonore Tiefer, "Bush yönetimi AIDS, farklı cinsel yaşam biçimleri, çocuk ve
ergen cinselliği üzerine yapılacak araştırmalar için hükümet fonlarında büyük
kesintiye gitti" diyor, "Seksologların en büyük problemi araştırmalarına
para bulmak. Hükümet ilgisiz, özel sektör ise sadece satabileceği farmakolojik
ürünlerle ilgili araştırmaları desteklemek istiyor." Tiefer'e göre ideolojinin
ve dinin bilimin işine fazla karışması yeni Kinsey'lerin yetişmesini engelliyor.
Cinsellikle ilgili çalışmalara bu düşmanca yaklaşımdan en çok zarar gören de
sonuç olarak, toplum sağlığı. Tiefer: "İnsanların cinselliği nasıl öğrendiğini,
cinsel alışkanlıklarının nasıl değiştiğini incelemezsek onlara cinsel yolla
bulaşan hastalıklardan korunma yöntemlerini öğretebileceğimiz toplum sağlığı
kampanyaları geliştiremeyiz. Kadınların ve erkeklerin cinsel yaşamla ilgili farklı
değerlerini öğrenmezsek, erkeklerin değerlerini kadınlara empoze etme tehlikesine düşeriz.
İnsanlar nasıl olsa cinsellikleriyle ilgili kişisel kararlar veriyorlar ve bu
genellikle yanlış bilgilere dayanan kararlar oluyor."
Türkiye'nin durumu
Cinsellikle ilgili araştırmaların Türkiye'deki durumunu ise İstanbul Üniversitesi Tıp
Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı'ndan, CETAD (Cinsel Eğitim, Tedavi Araştırma
Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şahika Yüksel'e sorduk.
Türkiye'de cinsel araştırmalar var mı?
Araştırma için, mutlaka fon gerekiyor. Bu fon da üniversitelerde, araştırma
merkezlerinde genel olarak yok, kendi yağlarıyla zor kavruluyorlar. O yüzden, bir araştırmak
yapılmak istendiği zaman, daha çok ilaç sektörüyle ilişki kuruluyor. Onlar da tabii
ki kendi ilgi alanlarına uygun, yani ilaç kullanımına yönelik araştırmaları tercih
ediyor. Bu durumda, eğer ilaca yönelik değilse, bu tür araştırmalara fon bulmak son
derece zor oluyor.
Araştırmalardan öte, cinselliği konuşuyor muyuz biz?
Türkiye'de cinsellikle ilgili konuları konuşmaya yeni yeni başladık. Kadın
doğumcuların, ürologların, psikologların, psikiyatrların farklı bakış açılarından
ortak çalışmalar yapmaları ve değerlendirmeleri gerekiyor. Yoksa, kısa devreli,
sadece biyolojik olarak, cinselliğin uyarılım fazları şunlardır, şu noktada şu
maddeyi vereceksin gibi teknik bir yaklaşım yeterli olmayacaktır. Doğru soruları
soran ve cinselliğe geniş açıdan bakabilen uzmanlar araştırma planladığı zaman
cinsellik araştırması düzgün bir araştırma olur.
Var mı böyle uzmanlar?
Yeterli sayıda olduğunu söylemek mümkün değil. Birçok tıp fakültesinde doktorlar,
uzmanlar cinselliği ve cinsellikle ilgili konuları, sorunları -bir kadın doğum
hastalığı ya da ürolojik problem olarak kastetmiyorum, psikolojik boyutlarından
bahsediyorum- öğrenmeden yetişiyorlar. Soruları eksik soran doktorlar yetiştiriyoruz.
Onun için CETAD gibi bir dernek var ve burada cinsellik konusunda uygun, düzgün çalışan
klinisyenler ve düşünceler geliştirmeyi amaçladık. Burada araştırmalar da
hedefleniyor ama bunu için şu an belirli bir fonumuz yok.
Cinsellikle ilgili araştırmalar niçin gerekli peki?
Cinsellik çok ideolojik bir konu. Kinsey zamanında da birçok araştırma aslında
"geleneklere uygun" bir şeyler bulmak için yapılmış. Örneğin bilimsel
olarak ispat edilmediği halde, Kinsey'in çalışma yaptığı yıllarda eşcinsellik
hastalıktır, hormon eksikliğidir diye düşünülüp eşcinsel erkeklere testosteron
hormonu verilmiş. Bugün bu tıbben gülünecek bir konu, çünkü hormon cinsel isteğin
yönünü değiştiren bir şey değildir. Tersine, verilen kişiyi, eğer aktif bir
cinsel hayatı yoksa, isteği de artırdığı için, aktif bir cinsel hayata
geçirebilir. Bugün hâlâ bu tarz uygulamalar Türkiye'de olabiliyor ki, bu mesleği kötüye
kullanmaktır. Cinselliğin doğal tarafları da var ama bilmediğimiz şeylerden keyif
almamız çok da mümkün olmayabilir. Mutlu ve sağlıklı bir cinsel hayat için en
önemli şey, cinsel eğitimdir.
Nasıl bir cinsel eğitim?
Bu yaşa göre değerlendirilecek bir şey. Örneğin ilkokul çağındaki bir çocuğun
bedenini tanıması, üreme organlarını bilmesi gibi sade ve basit bilgilerin
verilmesiyle başlamalı. Milli Eğitim Bakanlığı'yla Sağlık Bakanlığı'nın Dünya
Sağlık Fonu'ndan alınan desteklerle ortaklaşa desteklediği birçok proje var fakat
bunlar mahçup bir şekilde devrede. Cinsel eğitim diye bir ders yok, sağlık bilgileri
diye bir dersin içinde cinsellikle ilgili konular, eğer o konuyu işleyecek öğretmen
bulunursa senede 2-3 saat yapılıyor. Bunların uygulamasının bile bizim
geleneklerimize uygun olup olmadığı garip bir şekilde tartışıldı.
Cinsellik geleneklere aykırı mı?
Cinselliği gelenekselliğin dışı diye düşünmek çok garip. Geleneksel olarak tanımlanan
kişiler genellikle evlidir ve evliliğin içinde tabii ki cinsellik var. Evliliğin
keyifli bir şekilde sürebilmesinde de cinselliğin payı hiç az değil. Bedenimizi
erken yaştan itibaren bilmemiz, tanımamız, sevmemiz, dokunmamız sağlıklı bir
cinsellik için önemlidir. Bugün Bush'un politikasında, Hıristiyanlığın tek eşli
olması gerekçesiyle cinsel eğitim ve araştırmalara bütçe ayrılmaması gibi bir
anlayış cinselliğe geleneksel bakan bütün kültürlerin paylaştığı bir yaklaşım
ve bu hastalıklara sebep oluyor.
|
| |
| Haber Puanlama | Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0 |
|