
20. yüzyılın önemli edebiyat figürlerinden biridir Bachmann, başyapıtı 'Malina' ise mutlak aşkı ve birey olma savaşımını anlatan bir şaheserdir.Vahşi ormanlarda yaşayan bir tür hüzünlü kedinin adı, onun soyadıydı. Onun için 'son romantik' derlerdi. Edebiyat için gözyaşı döktüğüne tanık olduğum son insandı. O yıllarda Moda Moda, Koço Koço, edebiyat edebiyat, arkadaşlık ise arkadaşlıktı...
Moda İskelesi'ne vapurlar yanaşırdı. Kenar mahallelerin aşifte kızlarının rekreasyon için tercihi hâlâ Moda'ydı. Şipitaklı otomobillerle kızlara caka satan kötü yetişmiş genç erkeklerin de... Her şey nasıl da kötüye gidiyordu... O kadar belliydi ki... Buna rağmen, içki parasını daha kolay çıkıştırırdık o zamanlar sanki... Kötü geçmiş bir günün Marmara üzerindeki batışı sırasında loşlaşan meyhanede 60'lı yıllardan kalma aranjmanlar çalarken kederin adını koymak gerekirdi. İşte o vakit içer içer, saya döke 'Malina'dan söz ederdi bana Koço'da... Edebiyat için gözyaşı döktüğüne tanık olduğum son insan, tuhaf bir şairdi. Yıllardan 1987'ydi... Başımıza gelecekler öylesine belliydi ki... Belki de o yüzden, o da Bachmann'a âşıktı. Bir erkeğin âşık olabileceği en trajik karaktere... Ve bana hep sevdiği kadını anlatırdı; Ingeborg Bachmann'ı yani...
Gençliğimizin; edebiyat aleviyle cayır cayır yandığımız temiz yıllarımızın
hitamına geliyorduk. Hayat, kirlenme için sıramızın geldiğini işaret ediyor,
parmağını sallıyor, temdit istemimizi acımasız faturalarla yanıtlıyordu. Bir
baltaya sap olma yolundaki ayak sürümelerimiz bitmek bilmiyordu. Hâlâ içip içip Kanlıca'da
Boğaz sularına dalan, denizin içinde ayakta durup, şişeyi kafaya dikleyip gece
karanlığında şileplere baladlar okuyan, Aşiyan'da şairlerin mezar başlarında
sabahlayan, yetişkinler arasında bir türlü hizaistikamet alamayan mağlup ediplerle düşüp
kalkmak, onlardan diskur dinlemek de nesiydi?.. İşte adamı Bachmann okutmak suretiyle
bitirirlerdi.
Fenomen bir roman
Nitekim çok zaman geçmeden, yaşamımda 'tanıdığım'(!) üç-beş saygın kadından
birinin metinleri arasında kayboluyordum... Malina ve Ingeborg Bachmann...
Bachmann 20. yüzyılın önemli edebiyat figürlerinden biridir. 'Malina' adlı romanı
ise onun başyapıtıdır. 'Malina' sadece bir büyük yazara ait bir başyapıt değil,
aynı zamanda edebiyata getirdiği pek çok yenilik ve duyarlılıkla bir fenomen
romandır. Bilinç akışı tekniği ile yazılan romanlar arasında Joyce'un
'Ulysses'inden sonra en önemli ikinci eser olarak anılır. (Hiç değilse benim için)
Kadın yazarlar arasında bilinç akışı tekniğini en iyi kullanan yazardır Bachmann.
Bunu gerçekleştirdiği eseri de 'Malina'dır. 'Malina', yetkin olmayan okur için
ilginç gelmeyebilir. Çünkü baştan sona iç döküşler ve bilinç akışlarından
oluşan romanda bir olay örüntüsü ve karakterler dizaynı mevcut değildir. 20. yy'ın
yetiştirdiği en önemli feministlerden olan Bachmann, roman sanatına el attığı anda
bu maskülen dünyanın kalıplarını yıkarak işe başlar. Romanın bir mühendislik
faaliyeti olarak ele alınması ve sağlam bir stüktüre sahip olması gerektiği gibi
klasik yargıları ilk anda yıkar geçer. Bu yönüyle erkekler dünyasının
edebiyatına ilk adımda meydan okur. Feminen bir dünyanın öncelikleri olduğunu
militanca hissettiren bir edebi söylemle eserini örmeye başlar. Ve eserinin son
satırına kadar bir daha asla taviz vermez.
'Malina' romanında İvan adlı erkek arkadaşıyla aynı daireyi paylaşan yazarın
Bachmann olduğunu tespit etmemek için budala olmak gerekir. Buna rağmen yazar bunu asla
dile getirmez. 'Malina' romanında pek çok unsur gibi bu da okurun ferasetine bırakılır.
Herkesin hayatında olabilecek türden problemler, düş kırıklıkları, mutsuzluklar,
gayrımemnunlukları
İvan'la sürdürdüğü yaşamın özelinde dile getiren baş kahraman kadın yazar,
birinci tekil şahıs ağzından yüksek bir duyarlılık ve derinlikle meseleleri ortaya
sererken Malina adlı bir başka erkekten söz edilir sürekli. Kimi zaman Malina'nın gerçekte
varolup olmadığından kuşku duyarsak da yazar bu ayrıntıyı hep boğuntuya getirir ve
fakat Malina üzerinden hareketle ve kıyasla İvan'la ilişkisini ve hayatı yargılar.
Kimi zaman Malina'ya karşı duygularındaki yüce boyut inhiram noktasına varırken
okuru müphem bir gerginliğin içine sürer. Acaba Malina diye biri var mıdır, yoksa bu
bir hayal karakter midir ya da yazarın ruh dünyasının düşlediği ideal karakter
midir? Ya da yazarın özdeşleştiği varolmayan bir kişilik midir? Yani bir alter-ego
olayı mıdır söz konusu olan?...
Bu araştırmanızı fazlaca ileri götürmeniz için yazar izin vermez. Çünkü bunla
ancak dedikoducu mahalle kadınları ilgilenir. Saygın okur ise içine düştüğü düşünsel
tufanın farkındadır artık ve keder en onulmaz bir şekilde gelir ruhuna oturur.
Acımıza açı katar
'Malina'nın her satırında derinlik vurgunları yiyen biri haline dönüşürsünüz
böylece. Yazar kurgulu hikâyeler, zekice diyaloglar, derin entrikalar, romancı
ustalıkları sergilemekten nefret eder. Bunları aleladelik olarak görür, adeta bulanır;
bunu hissedersiniz. Yazar her başladığı tümcede başta kendine karşı olmak üzere
acımasız düzeyde realisttir. Hayat lanetli bir serüvense, Bachmann bu konuda oynamaz,
lafı uzatmaz. Acınıza acı katacak şekilde tokatları yemeye başlarsınız. Sadistik
gibi gözüken bu yazınsal tavır eşsiz bir estetik duygu, sanatsal beceri ve kadınsı
duyarlılıkla beraber anlatılır. Bachmann'ın büyük bir Almanca şairi olması bu
noktada kendini gösterir. Şairane metinler arasında eriyip gitmeye başlarsınız.
Edebiyatın ileri aşamalarına ulaşmış kişilikler çok fazla hikâye, palavra, diskur
dinlemekten hoşlanmazlar. Acımasız gerçeğin ruhunun yarıldığı dünyalara
girmekten, yazın sanatının serin ve yüce kişiliklerinin bunaltı ve buhran karışık
'kavrayışlılıklar dünyası'na vakıf olmaktan ve yüce bir sanatsal semada uçmaktan,
yani yüksek edebiyattan hoşlanırlar. Alelade edebiyatın ön plana sürüldüğü ve
dezenformatif amaçla kitleleri kandırmakta kullanıldığı günümüzde yüksek
edebiyat yapan Bachmann gibi yazarların değerinin anlaşılması kolay değildir. Zaten
buna hazır olmayan okur, bu işe girmemelidir. Çünkü anlaması olanaksızdır.
'Malina' romanında nasıl ki aslında Malina diye biri yoksa; ya da aslında o, yazarın
ruh eşi olan süblime bir erkekse ve yazarın tüm insan ilişkilerini yargıladığı
bir serüvenin soyut kahramanıysa, aynı şekilde gözle göremediğimiz iktidar
ilişkileri tartışılır. Bachmann'ın vurgusu faşizmin iki insan arasındaki ilişkide
başladığı yönündedir. Bunun mağduru da genelde kadınlardır. Bachmann, güncel
hayatta insanların birbirini nasıl sürekli tükettiklerini betimler. Her an
birbirleriyle ve tüm diğer türdeşleriyle çatışma halinde olan birey kazansa da
kaybetse de oyun artık lanetlenmiştir bir kere. Bu konsepti benimsedikten sonra, hepimiz
birbirini tüketmeye mahkum alçaklarızdır artık.
Buna rağmen Bachmann'ın insicamsız şekilde, tamamen özgür tiradlar halinde dile
getirdiği şairane dilekler hep geleceğe dair umudu vurgular:
"Bir gün gelecek, insanlar savanları ve bozkırları yeniden keşfedecekler, uçsuz
bucaksıza açılıp köleliklerine bir son verecekler, hayvanlar yükseklerdeki güneşin
altında insanlara, artık özgür olan insanlara yaklaşacaklar(...) bu, başlangıç
olacak; bütün bir yaşamın başlangıcı..." (Sf. 113)
Ingeborg Bachmann, tıpkı Kafka gibi karanlık geleceği önceden görmüş ve yadsıma
duygusuna düşmüş, asosyalliğe gömülerek hayata küsmüş bir değerli ediptir. Onun
dile getirdiği iktidar ilişkileri ve tüketim toplumuna dair sefil değer yargıları
giderek kapsayıcı hâle gelip dünyayı tahammül edilemez bir yere dönüştürürken;
yüksek duyarlılığa sahip çığlıkları olarak telakki edebileceğimiz edebiyatı,
gitmekte olduğumuz 'karanlık çöl'e dair lanetli kehanetleri tebliğ eder.
Anarko-feminist düşünüşün ve 'noir' kavrayışın öncel yazarlarından
Bachmann'ın, 'mutlak aşkın ve birey olmanın' savaşımını anlattığı 'Malina'
romanı bir 20. yüzyıl şaheseri olarak, geniş zamanlarda, gidip-gelip sürekli okumak
için mutlaka edinilmeli. Münhasıran da feminizmi ehil olmayan parodi karakterlerden ve
işbilir şarlatanlardan izlemeyi sürdüren ve kadın mücadelesinin çok zaman popüler
medyanın maskarası hâline gelmesine hüzün içinde tanık olan kavrayışlı ve
değerli Türk kadın okurları bu kitaba hakkını vermeli. Bu hepimiz için çok yararlı
olacaktır. Çünkü, kadınlara yağcılık ederek prim toplamayı adet edinmiş kurnaz
yazarlardan biri olmadığımı bilenlerin çok iyi bildiğine güvenerek şunu dürüstçe
ifade etmek isterim: Gelecekte dünyada barış, eşitlik, özgürlük ve adalet kaim
olacaksa eğer; bunu ancak kadınların sağlayabileceğine yürekten inanmış bir
insanım.
MALİNA
Ingeborg Bachmann, çeviren: Ahmet Cemal, 303 sayfa, Yapı Kredi Yayınları, 2004, 9
milyon 500 bin lira.