kişi mahkemeye
başvurarak izin isteyebilir. “Hâkim, haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin
vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra, bu konuda başvuran küçük veya
kısıtlının evlenmesine izin verebilir,” (madde 128).
Akıl hastaları evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu
raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez (madde 133). Bir yandan bu madde “normal”
yaşam sürebilecek olup da tıbben sorunu olmayan kişilerin evlenme haklarının
önünü açıyor olsa da, uygulamada kadınlar açısından sorunlarla karşılaşmak
mümkün. Eskiden akıl hastalarının evlenmeleri kanunen tamamen yasakken bile,
resmi olmayan nikahlarla bir akıl hastası zorla/görücü usulüyle bir kadınla
evlendiriliyor, kadın istemeden de olsa bu kişinin bakımını üstlenmek zorunda
kalıyordu. Bu madde ile kadına haksızca ve rızası olmadan bindirilen bu yükün
resmileştirilmeye çalışılması söz konusu olabileceğinden, dikkatli olmak
gerektiğini düşünüyoruz.
Evlilik öncesinde “mihir” senedi hazırlanmışsa, bu senette belirtilen
malların kadına ait olduğu yasalarca da kabul edilmektedir.
İmam nikahı kadına yasalar karşısında her hangi bir hak tanımaz. Kadın
eşinden ayrıldığı takdirde nafaka talep edemez, mirasta pay sahibi olamaz.
“Eşler oturacakları konutu beraber seçerler. Birliği eşler beraberce
yönetirler” (TMK madde 186). Yeni Medeni Kanun, “aile reisliği” kavramını
ortadan kaldırmıştır.
Soyadı: Mayıs 1997’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
yasaya göre, kadın kocasının soyadının önünde, evlilik öncesi soyadını da
kullanabilmektedir.
| YENİ KANUN |
ESKİ KANUN |
| Eşler oturacakları konutu beraber seçerler. Birliği eşler
beraberce yönetirler |
Evlilik birliğinin reisi kocadır. Koca ortak ikametgâhı seçer |
Çalışma 1990 yılına kadar, yasa (TMK madde 159) evli kadınlara, ev
dışında çalışabilmek için kocalarından izin alma zorunluluğu getirmekteydi.
1980’lerden sonra başlayan kadın hareketinin çabalarıyla bu madde 29.11.1990
tarihli Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilince bu zorunluluk ortadan
kalktı.
Kasım 2001’de kabul edilen yeni Medeni Kanun’un ilk tasarısında bu kararın
iyice somutlaştırılması ve yasada, “Eşlerden her biri, meslek veya iş
seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir” şeklinde bir madde yer
alması öngörülmüştü (madde 192). Ancak erkek egemen anlayışın çabalarıyla
madde değiştirilerek, “Eşlerden her birinin meslek ve iş seçiminde ve bunların
yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve yararını göz önünde tutacağı…”
şeklinde, kadınların zararına esnetilmesi muhtemel bir cümle eklendi.
BOŞANMA / AYRILIK KARARI / AYRI YAŞAMA / VELAYET / MALLARDA TASARRUF
YETKİSİ
Boşanma: Medeni Kanuna göre kadın ve erkek için boşanma nedenleri
farklılık göstermez, her iki taraf için de aynıdır. Boşanma nedenlerini şöyle
sıralayabiliriz:
a) Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir (madde
161). Zina eylemi (sadakatsizlik) nedeniyle geçimsizliğe dayanarak boşanma
davası açmak mümkündür. Dava açma hakkı olan eşin, zina olayını öğrendiği
günden başlayarak altı ay içinde, ve zinanın yapıldığı tarihten itibaren her
durumda dava açmaya hakkı vardır. Beş sene geçince dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
Erkeğin zinasını düzenleyen 441. madde, Anayasa’nın 10. maddesine yani
“kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı bulunarak 27.12.1997’de iptal edildi.
Kadının zinasını düzenleyen TCK 440. madde de 23.06.1998 itibariyle iptal
edildi. Böylece, zina ceza gerektiren bir suç olmaktan çıkarıldı. Artık zina
sadece Medeni Kanuna göre boşanma sebepleri arasında yer alan bir fiil.
b) Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya
kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta
bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir (madde 162).
Boşanma nedenini öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve her durumda,
boşanmaya yol açan olayın meydana geldiği günden itibaren beş sene içinde dava
açmayan eşin dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
Cana kastın anlamı açıktır: Bir kimse için yaşamsal tehlike doğuracak
nitelikteki eylemler diyebiliriz. Pek kötü davranma kavramı içine ise bir çok
olay ve eylem girebilir. Örneğin, dövmek, eziyet etmek, zorla cinsel ilişki
kurmak, ağır hakaretlerde bulunmak gibi. Onur kırıcı davranışın yorumu asıl
olarak yargıca bırakılmıştır. Örneğin, kocanın kadının çalıştığı işyerine veya
katıldığı kurs yerine gelip ona hakaret etmesi onur kırıcı bir davranış olarak
kabul edilir.
c) Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat
sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten
beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir (madde 163).
“Küçük düşürücü” suçlar, yüz kızartıcı olan ve olmayan suçları kapsayan
geniş bir kavramdır. Bu eylemler belirli bir sınırlamaya tabi değildir ancak
örneklersek; hırsızlık, dolandırıcılık, ırza geçmek, fuhuşa zorlamak, adam
öldürmek bu tür suçlar arasında sayılabilir. Bu ve benzeri birçok durumda
boşanma davası açmak mümkündür.
“Haysiyetsiz bir yaşam süren,” örneğin sarhoş gezip olay çıkaran, ya da
“küçük düşürücü suçlar” işleyen, örneğin hırsızlık yapan bir kocaya karşı
açılan davada, boşanma kararının verilmesi için durumun diğer eş için birlikte
yaşamayı çekilmez hale getirmiş olması gerekmektedir.
Bu gerekçelerle her zaman boşanma davası açılabilir. Bir zaman sınırlaması
yoktur.
d) Eşlerden biri, evlenmenin kendisine yüklediği görevleri yerine
getirmemek için eşini terk ettiği veya haklı bir neden olmaksızın evine
dönmediği takdirde, ayrılık en az altı ay sürmüş (dört ay ayrı yaşama, iki ay
da ihtardan sonra eve dönmeyi bekleme süresidir) ve devam etmekte ise, terk
edilen eş boşanma davası açabilir. Diğerini evi terketmeye zorlayan veya haklı
bir sebep olmaksızın eve dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır (madde
164).
Davaya hakkı olanın isteği üzerine hakim, diğer tarafa, iki ay içinde eve
dönmesini ihtar eder. İhtar, gerektiğinde ilanen (gazete ilanıyla olduğu gibi)
yapılır. Ancak, ayrı yaşama süresi dört ayı doldurmadıkça ihtar kararı
verilmesi istenemeyeceği gibi, ihtar kararının karşı tarafa ulaşmasından
itibaren iki ay geçmedikçe boşanma davası açılamaz.
Medeni Kanun’a göre eşler evlerini beraber seçerler, kendilerine
yapılacak olan bütün tebligatlar bu adrese yapılır ve hukuken işleyecek
süreler bu tarihten itibaren işler. Bununla birlikte, evli bir kadın
isterse ayrı bir ev tutarak orada yaşayabilir, kimse onu kocasıyla beraber
yaşadığı eve dönmeye zorlayamaz. Ancak kocası onun evine dönmesini isterse
ona resmi bir yazı göndererek “terk” nedeniyle boşanma davası prosedürünü
başlatabilir.
e) Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş
için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi
sağlık kurulu raporuyla tesbit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası
açılabilir (madde 165).
f) Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden
beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma
davası açabilir (madde 166).
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise,
davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın
kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve
çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar
verilebilir.
Madde 166 dışında saydıklarımız özel boşanma nedenleridir. Madde 166 ise
genel boşanma nedenidir. “Terk” dışında kalan bütün diğer boşanma nedenleri,
aslında genel boşanmanın kapsamına da girmektedir. Bunun yanı sıra, boşanmaya
yol açabilecek bir çok neden bu maddenin kapsamına girer; sevgi ve saygının
bitmesi, kadının gelirinin zorla elinden alınması, aşağılama, eşin suç
işlediğini ihbar ederek cezalandırılmasına yol açmak gibi. Ancak madde 166
dışındaki boşanma maddeleriyle dava açıldığı taktirde, boşanma daha hızlı ve
daha kesin olarak gerçekleşir. Genel boşanma maddesi ile dava açmak, hakimin
takdir yetkisini artırmakta, davaların uzamasına neden olmaktadır.
Yine bu maddeye dayanarak, evliliği bir yıldan fazla sürmüş olan
tarafların, her konuda anlaşmaları ve mahkemede hazır bulunmaları halinde,
tanık dinlenmesine de gerek olmadan tek celsede boşanmaları mümkündür.
Bu maddeye göre; boşanma nedenlerinden herhangi birine dayanarak açılmış
olan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren
üç yıl geçmesi halinde, hangi nedenle olursa olsun ortak hayat yeniden
kurulamamışsa, eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilir.
Kadının boşandığı erkekle tekrar evlenmesi veya evlenmeden bir araya
gelmesi konusunda hiç bir kısıtlama yoktur.
Ayrılık kararı / Ayrı Yaşama Medeni Kanun madde 170’e göre “Boşanma
sebebi ispatlanmış olursa hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir.”
Boşanmak için mahkemeye başvurulmuş ise ve hâkim tarafların
barışabileceklerini düşünüyorsa ayrılık kararı verebilir ama ayrılık istemi
ile mahkemeye başvurulmuş ise boşanmaya karar verilemez (madde 170).
Boşanma nedenlerinden birine dayanarak ayrılık kararı için mahkemeye
başvurulabilir, bu takdirde yargıç bir yıldan üç yıla kadar ayrılık kararı
verebilir. Bu ayrı yaşama kararından sonra taraflar hâlâ bir araya
gelmemişlerse, bir tarafın isteği ile boşanmaya karar verilir (madde 171-172).
Velayet
Çocuğun velayeti TMK’ya göre ana-baba ayrımı yapılmaksızın her iki tarafa
aittir. Evlilik dışı doğan çocukların velayeti annenindir.
Hiç de eşitlikçi olmayan bir anlayış içeren, taraflar arasında çocuklara
ilişkin bir anlaşmazlık çıkması halinde, örneğin çocuğun nasıl bir okulda
okuması gerektiği, hangi dini seçeceği gibi bir konuda uyuşulamaması halinde,
kanunda babanın oyunu geçerli kılan eski Medeni Kanun’daki 163’üncü madde
kaldırılmıştır.
Taraflardan birinin ölümü halinde, velayeti sağ kalan taraf tek başına
kullanma hakkına sahiptir.
Boşanma durumunda hâkim, hangi tarafın çocuğa daha iyi bakabileceğine
inanıyorsa velayeti o tarafa verir. Bu konuda erkeğin ya da kadının her hangi
bir üstünlüğü yoktur. Çocuğun kendisine verilmediği taraf mali gücüne göre
çocuğun bakım ve beslenme giderlerine katılmak zorundadır (iştirak nafakası
ödeyerek). Velayet hakkına sahip olmayan tarafla çocuğun bireysel ilişkisinin
nasıl olacağına da, tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları hallerine
göre—ancak her durumda çocuğun menfaatlerini gözeterek—hâkim karar verir
(madde 182).
Ana veya babanın yeniden evlenmesi velayetin kaybedilmesini gerektirmez
(madde 349).
Boşanma halinde kız çocuğun babaya, erkek çocuğun anneye verileceği gibi
yaygın bir inanış vardır, ancak bu sadece bir rivayet olup, hiç bir
geçerliliği bulunmamaktadır. Türkiye genelindeki uygulamalara bakacak olursak,
boşanma durumunda çocukların velayeti daha çok anneye verilir.
Ayrıca “küçük düşürücü suçlar veya haysiyetsiz yaşam sürme”ye dayalı
boşanma davalarında, yargıç kusurlu olduğu kabul edilen tarafa çocuğun
velayetini veremez.
Mallarda tasarruf yetkisi
Madde 199, sırf kadına nafaka veya tazminat ödememek için mevcut mallarını
başkalarına devretme yoluna giden, boşanmaya kararlı kocalara karşı bir önlem
getirmektedir. Bu maddeye göre, eşlerden birinin tasarruf yetkisinin
kısıtlanmasına karar verme yetkisi hakimdedir. Hakim ayrıca taşınmaz mallarla
ilgili olarak tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına kendiliğinden de karar
verebiliyor. Böylece başkalarının üstüne ev yaparak, başkalarına devrederek,
eşlerin birbirlerinden mal kaçırmaları engellenmiş oluyor.
MAL REJİMİ / NAFAKA / MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
Mal Rejimi Mal rejimi, evlilik süresince malların nasıl tasarruf
edileceğini (idare, harcama), ve boşanma veya ayrılık durumunda bu malların
eşler arasında nasıl paylaşılacağını düzenler.
Yasal Mal Rejimi: Yasal mal rejimi, kendiliğinden ve genel olarak
geçerli olan mal rejimidir. Yeni Medeni Kanun’un 1 Ocak 2002’de yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren, yasal mal rejimi Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi
olmuştur.
YENİ MEDENİ KANUNA GÖRE MAL REJİMLERİ
Yeni Medeni Kanunda dört çeşit mal rejimi vardır a) Edinilmiş mallara
katılma b) Mal ayrılığı c) Paylaşmalı mal ayrılığı d) Mal ortaklığı. Başka bir
mal rejimi seçilmediği takdirde, edinilmiş mallara katılma rejimi
kendiliğinden geçerlidir. Diğerleri seçimlik rejimdir.
Mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimleri,
tarafların noterde yapacakları bir “Mal Rejimi Sözleşmesi” ile seçilebilir ve
ortaklığa girecek mallar burada belirlenir. Ayrıca taraflar evlenme başvurusu
sırasında da hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirebilirler
(madde 205). Bu gibi bir durumda, evlenme başvurusu yaparken kadının neye imza
attığını iyi bilmesi çok önemlidir.
Edinilmiş mallara katılma rejimi kendiliğinden geçerli mal rejimi
olduğu için, evlilik sırasında herhangi bir sözleşme yapmaya gerek olmaksızın
bütün evlilikler için geçerlidir; diğer üç seçenek ile yasaya girmiş olan mal
rejimleri ise, eşlerin evllik sırasında veya sonradan seçimi üzerine
uygulanabilmektedir.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde iki çeşit mal vardır. 1.
Edinilmiş mallar
2. Kişisel mallar
Kişisel mallar bölüşülmeyecek, sadece evliliğin başından beri edinilmiş
olan mallar boşanma veya ölüm durumunda eşler arasında eşit olarak
bölüşülecektir. Eşler bir sözleşmeyle kişisel mallar listesine ekler
yapabilirler. Eşlerden biri, mal devrederek, hediye verip bağış yaparak diğer
eşin payını azaltmaya çalışmışsa bile, yargıç paylaştırma yaparken bu malları
hesaba katar. Ölüm halinde ise sağ kalan eş önce evlilik sırasında edinilen
malların payına düşen yarısını alacak, miras kalan yarım paydan ise diğer
mirasçılarla birlikte payına düşeni alacaktır. Ayrıca, sağ kalan eş istediği
taktirde, evlilik sırasında oturduğu ev ve kullandığı eşyanın mülkiyetinin
kendisine verilmesini isteme hakkına sahiptir.
Bölüşüme girmeyecek olan kişisel mallar: