<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kariyer &#124; Özgeçmiş ( Cv ) Örnekleri &#124;Kadınca Kariyer &#187; Çalışan Anneler İçin</title>
	<atom:link href="http://www.kadinca.net/kariyer/kategori/is-ve-saglik/calisan-anneler-icin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadinca.net/kariyer</link>
	<description>Kariyer planlama, özgeçmiş oluşturma, ve yurtdışı eğitim olanakları hakkında bilgiler</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Apr 2010 21:07:48 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>El Ağrısı Deyip Geçmeyin</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/el-agrisi-deyip-gecmeyin.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/el-agrisi-deyip-gecmeyin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2007 21:56:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/el-agrisi-deyip-gecmeyin-49.html</guid>
		<description><![CDATA[Hamileler, uzun süre klavye kullananlar, tenis ve golf sevenler, elleriniz bir çok hastalık riski ile karşı karşıya… Ellerinizde ağrı ya da uyuşma varsa sakın hafife almayın! Zamanında tedavi uygulanmadığında iş cerrahi müdahaleye kadar varabilir.Eller, vücudumuzun en değerli organlarından. Ellerimizle yazıyoruz, tokalaşıyoruz, saçlarımızı tarıyoruz, bardağımızı tutuyoruz, sevdiğimize dokunuyoruz&#8230; Bunlar ilk akla gelenler. Peki bu derece önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hamileler, uzun süre klavye kullananlar, tenis ve golf sevenler, elleriniz bir çok hastalık riski ile karşı karşıya… Ellerinizde ağrı ya da uyuşma varsa sakın hafife almayın! Zamanında tedavi uygulanmadığında iş cerrahi müdahaleye kadar varabilir.Eller, vücudumuzun en değerli organlarından. Ellerimizle yazıyoruz, tokalaşıyoruz, saçlarımızı tarıyoruz, <span id="more-49"></span>bardağımızı tutuyoruz, sevdiğimize dokunuyoruz&#8230; Bunlar ilk akla gelenler. Peki bu derece önemli bir işleve sahip ellerimize ne derece değer veriyoruz? Güzelleşmek için krem sürmekten yada manikür yaptırmaktan söz etmiyoruz. Bizim kastettiğimiz hangimiz elleri ağrıdığında doktora gitme ihtiyacı duyuyor?</p>
<p>Aslında çok basit ve önemsiz gibi gelebilir ama el sorunları, geç tanı ya da uygun olmayan tedaviler nedeniyle kişilerin yaşam kalitesini etkileyen çok ciddi sorunlara neden oluyor. Acıbadem Hastanesi El Cerrahisi Uzmanı Dr. Ufuk Nalbantoğlu, ellerle ilgili sorunların özellikle klavye kullanımı gibi elleriyle çalışanlar ve hamilelerde daha çok görüldüğünü belirtiyor.</p>
<p>Kadınlar risk altında</p>
<p>El sorunlarının başında tıp dilinde “Karpal Tünel Sendromu” olarak bilinen sinir başı sendromu geliyor. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen bu hastalık baş parmak ve yanındaki üç parmağın duyusunu veren, başparmak fonksiyonlarını sağlayan “median” siniri etkileyen bir sorun. Dr. Nalbantoğlu hastalığı şöyle anlatıyor: “Median sinirinin el bileğinde, parmakları hareket ettiren tendonlar ile birlikte içinden geçtiği ‘Karpal Tünel’de baskıya uğraması sonucu bu hastalık gelişir.” Parmaklarda uyuşma, güç kaybı ve ön koldan omuza kadar yayılan ağrılar ile kendini gösteren bu hastalıkta genellikle geceleri uykudan uyandıran uyuşma ve ağrılar görülüyor. Önceleri hafif şiddette olan ve çok sık görülmeyen bu belirtiler, el ve bilek dinlendirildiğinde ortadan kaybolabiliyor. Ancak sinirin üzerindeki baskı arttıkça kişi bu belirtileri daha sık ve daha şiddetli hissedebiliyor. </p>
<p>Peki gerekli önlem alınmazsa ne olur? Dr. Nalbantoğlu bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Bu dönemde gerekli önlemler alınmazsa sinirde kalıcı hasar meydana gelir. Sonrasında el fonksiyonları ile duyusunun yeniden tam onarılması mümkün olmaz. Tedavi olarak başlangıçta tıbbi tedavi ve gece atelleri kullanılır. Yeterli iyileşme sağlanmayan durumlarda cerrahi yöntemler uygulanır. Cerrahi anlamda karpal tünel gevşetilmesi yapılarak sinir üzerindeki baskının ortadan kaldırılması sağlanır.”<br />
Karpal Tünel Sendromu el bileklerindeki tendonların şişmesi ve sık sık tekrarlanan hareketler sonucu bilek sinirine baskı yapması ile ortaya çıkan tıbbi bir durum olarak nitelendiriliyor. </p>
<p>Tendinitlere dikkat!</p>
<p>Karpal Tünel Sendromu’nun yanında el ağrısına neden olan diğer faktörler şöyle sıralanıyor: tendinitler, ganglion kistler (el ve bilekteki kistler) tendon iltihabı, sinir sıkışmaları, enfeksiyon ve artrit.</p>
<p>Klavye kullananları, örgü örenleri, bahçe işi ile uğraşanları ve hamileleri en çok tehdit eden el sorunu ise tendinitler. Dr. Nalbantoğlu baş parmak dahil her parmakta görülebilen bu problemi şöyle anlatıyor: “Parmakları hareket ettiren kirişlerin yüzeyleri çok düzgün kılıflarla çevrilidir. Bu kirişler çeşitli tünellerden geçerler. Tetik parmak probleminde kılıfların girişi daralır, kirişler kalınlaşır ve kendilerini saran kılıflara sığmazlar. Özellikle hamilelik sonrasında görülür. Avuç içinde hassasiyet, parmak büküldüğünde takılma ve kilitlenme tendinitlerin başlıca belirtileri olarak kabul ediliyor.” Dr. Nalbantoğlu, uzun süreli takılmalarda parmak hareketlerinde kısıtlılık ve hareket kaybı görüldüğünü belirtiyor. Tedavide öncelikle ılık kompres ve ağrı kesiciler kullanılıyor. Ödem oluştuğunda enjeksiyon yapılıyor. Dr. Nalbantoğlu bu tedavilerin yeterli olmadığı durumlarda cerrahi müdahale yapıldığını söylüyor. Ancak bu operasyon korkulacak bir ameliyat değil. Operasyon sonrası hasta aynı gün elini kullanabiliyor. Sadece gerekli görülen hastalara fizik tedavi uygulanıyor.  </p>
<p>Elde oluşan kistler</p>
<p>El bileğini fazla kullanan kişilerde görülen bir diğer sorun ise ganglion kistler. El ve bilekte, kiriş kılıflarının neden olduğu, eklem sıvısıyla dolu kistik oluşumlara sık olarak rastlanıyor. El ve bileğin hemen her bölgesinde görülen bu kistlerin aniden ya da yıllar içinde oluşabileceğini söyleyen Dr. Nalbantoğlu şunları söylüyor: “Nadiren ağrılı olan bu kitleler kötü huylu değildir. Çoğunlukla hiçbir neden olmaksızın gelişirler. Şikayetlerin derecesine göre tıbbi ya da cerrahi tedavi uygulanır.&#8221;</p>
<p>Tenis, golf gibi sporlarla uğraşanların yanı sıra, endüstriyel alanda çalışanlarda da bu tip iltihaplanmalar sıkça görülüyor.</p>
<p>Dr. Ufuk Nalbantoğlu  “Dirseğin iç ve dış kenarında bulunan kemik çıkıntılarına yapışan kasların yapışma inflamasyonlarıdır” diyerek hastalığı tanımlıyor ve ekliyor: “Hastalık teşhis edildiğinde öncelikle streching tavsiye ediliyor. Bileklik ve ilaç kullanımının yanı sıra fizik tedavi de uygulanıyor.”</p>
<p>Dupuytrens Hastalığı</p>
<p>Ellerde rastlanan bu hastalık daha çok kuzey ülkelerinde görülüyor. Dr. Nalbantoğlu bu hastalığı şöyle anlatıyor: “ Avuç içi ve cilt altı dokusunun kalınlaşmasıyla, parmaklara kadar uzanan bantlar oluşur. Bu bantlar avuç içinde bir çekilme yaratır. tedavisi cerrahi olarak bu dokunun çıkarılması şeklinde olur. tedavi hastalığın seyrine göre de değişir. Cerrahi girişim sonrası uygulanan el terapisi ile fonksiyonlarda belirgin gelişme sağlanmaktadır.”</p>
<p>ÖNLEMLER</p>
<p>Burkulma, zorlanma, tendon iltihabı ve karpal tünel sendromu varsa aslında kendi başınıza alabileceğiniz basit önlemler var. Öncelikle sürekli tekrarlamaya dayanan hareketlerden kaçınmanız gerekiyor. Klavye kullanırken kol ve bileklerinizi uygun şekilde destekleyin ve arada mola vermeye dikkat edin. Ayrıca uzmanlar çalışma öncesi ve sonrasında ısınma ve soğumayı da dikkate alarak  egzersiz yapmanızı tavsiye ediyorlar.</p>
<p>Dr. Ufuk Nalbantoğlu diyor ki&#8230;<br />
Karpal Tünel Sendromu’nda  erken dönemde gerekli önlemler alınmazsa sinirde kalıcı hasar meydana gelir. Sonrasında el fonksiyonları ile duyusunun yeniden tam onarılması mümkün olmaz.</p>
<p>Dr. Ufuk Nalbantoğlu, İstanbul Tıp Fakültesi Mezunu. NYU, Cornell ve Harvard Üniversitelerinde eğitimi için burs hakkı kazandı. Utah Üniversitesi’nde Mikro Cerrahi, Colombia Üniversitesi’nde El Cerrahi uzmanlığını aldı. Acıbadem Hastanesi’nde El Cerrahisi Uzmanı olarak görev yapıyor.</p>
<p>ELDE OLUŞAN SORUNLAR</p>
<p>KARPAL TÜNEL SENDROMU</p>
<p>Belirtileri:<br />
Gece uyuşmaları, parmaklarda uyuşma, güç kaybı ve ön koldan omuza kadar yayılan ağrılar</p>
<p>Tedavisi:<br />
Tıbbi tedavi ve gece atelleri kullanılır. Yeterli iyileşme sağlanmayan durumlarda cerrahi yöntemler uygulanır.</p>
<p>GANGİLON KİSTLER</p>
<p>Belirtileri:<br />
El ve bilekte kist</p>
<p>Tedavisi:<br />
Tıbbi ya da cerrahi tedavi (artroskopik cerrahi)</p>
<p>TENDİNİTLER</p>
<p>Belirtileri:<br />
Avuç içinde  hassasiyet, parmak büküldüğünde takılma ve kilitlenme</p>
<p>Tedavisi:<br />
Ilık kompres ve ağrı kesiciler kullanılıyor. Ödem oluştuğunda enjeksiyon yapılıyor. Yeterli olmazsa cerrahi müdahale uygulanıyor.</p>
<p>TENİSÇİ-GOLFÇÜ DİRSEĞİ</p>
<p>Belirtileri:<br />
El ve bilekte ağrı</p>
<p>Tedavisi:<br />
Streching,  bileklik ve ilaç kullanımı, fizik tedavi; rahatlamayan durumlarda cerrahi tedavi.</p>
<p>Acıbadem Sağlık Grubu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/el-agrisi-deyip-gecmeyin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzu gripten nasıl korursunuz!</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/cocugunuzu-gripten-nasil-korursunuz.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/cocugunuzu-gripten-nasil-korursunuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2007 21:54:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/cocugunuzu-gripten-nasil-korursunuz-48.html</guid>
		<description><![CDATA[Hava değişimlerinin çok hızlı, sık yaşanması soğuk algınlığı ve grip vakalarının sayısını artırıyor. Özellikle çocuklarda sık görülen rahatsızlıkların nedeni, 200’e yakın soğuk algınlığı virüsü… Araştırmalar, her çocuğun 2 yaşına kadar 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini gösteriyor. Uzmanlar, 2 yaşından sonra çocukların kreşe başlamasının virüslerin hızla diğer çocuklara geçmesine neden olduğunu söylüyor. Amerikan Hastanesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hava değişimlerinin çok hızlı, sık yaşanması soğuk algınlığı ve grip vakalarının sayısını artırıyor. Özellikle çocuklarda sık görülen rahatsızlıkların nedeni, 200’e yakın soğuk algınlığı virüsü… Araştırmalar, her çocuğun 2 yaşına kadar 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini gösteriyor. Uzmanlar, 2 yaşından sonra çocukların kreşe başlamasının virüslerin hızla diğer çocuklara geçmesine neden olduğunu söylüyor. <span id="more-48"></span>Amerikan Hastanesi Pediatri uzmanlarından Dr. Arzu Özgeneci, çocuklarda soğuk algınlığı ve gripten korunmanın yollarını ve tedavi yöntemlerini anlattı.</p>
<p>Çocuklarda soğuk algınlığı ve gribin nedenleri nelerdir?</p>
<p>Soğuk algınlığının ve gribin nedenleri çeşitli viruslerdir. 200’e yakın soğuk algınlığına yol açan virus vardır. 2 yaşına kadar her çocuk yılda 8-10 tane üst solunum yolu enfeksiyonu geçirir. Burun tıkanıklığı, hapşırma, burun akıntısı, öksürük, gözlerde kızarıklık, baş ağrısı, aşırı yorgunluk ile seyreder. Kusma ve mide bulantısı gripte daha çok görülür.</p>
<p>Bu hastalıkların çok bulaşıcı olduğunu biliyoruz. Peki hangi yollarla bulaşıyor? Çocukları nasıl korumalıyız?</p>
<p>Bulaşma elle temas, öksürük ve hapşırıkla (damlacık yolu) olur. Korunmak için ellerin sık yıkanması gerekir ki, eller en az 20 saniye ılık suyla yıkanmalıdır. Hasta çocuklara öksürürken elini değil dirseğini kullanması öğretilmelidir. Çünkü gribal hastalıklar dokunarak bulaşır.</p>
<p>Kapı kolu, musluk, oyuncaklar ve elektrik prizleri virus öldüren kimyasal maddelerle silinmelidir. Hasta kişilerden uzak durmak, hasta çocuğu okula, yuvaya göndermemek doğru olur. 1 yaşından küçük bebeklerde hastalık ağır seyredebileceğinden hasta kişilerle karşılaştırmamak doğru olur. Amerikan Pediatri Akademisi 6-23 ay arası çocukların her sonbaharda (ekim-kasım ayları) grip aşısı olmalarını öneriyor. Hastalıklardan korunma ve önleme merkezi, her sağlıklı çocuğun 6 ay -5 yaş arası grip aşısı olmasını öneriyor. Yatak istirahati ve düzgün beslenme vücudumuzun savunma sistemini güçlendirmede yardımcı olur.</p>
<p>Çocuklarda grip vakalarına en çok hangi zamanlarda rastlanıyor?</p>
<p>Grip vakaları en fazla kış aylarına girerken artar. Ancak ocak-mart ayları arasında grip vakalarına daha sık rastlanır.</p>
<p>Çocuklarda soğuk algınlığı ve gribin tedavisi nasıldır? Yetişkinlere göre farklılık var mıdır?</p>
<p>Viral enfeksiyonlarda tedaviyle şikayetleri hafifletmek mümkün. Burun tıkanıklığı için serum fizyolojik ile burun temizliği yapılmalı. Hem burundaki virüs miktarı azalır, hem de burun nemlendirilmiş olur. Günde 6-8 kez ılık serum fizyolojik burun deliklerine damlatılır ve 1 dakika sonra aspire edilir. Çocuğun yatak odasında soğuk nemlendirici kullanılması oda havasını nemlendirir ve burun tıkanıklığını engeller. Ateş ve ağrı kesici olarak ilaç kullanılabilir. Bol sıvı verilmesi önerilir. Virüslerin mukozaya yapışmasına engel olan bitkisel ilaçlar hastalığın hafiflemesine neden olur.</p>
<p>Ağrı kesici ve ateş düşürücüler işe yarar mı?</p>
<p>Grip ya da soğuk algınlığında ateş 1-2 gün sürebilir, bu dönemde ağrı kesici verilmesi işe yarar. Boğaz ağrısına da iyi geleceğinden çocuğun beslenmesine yardımcı olur. İlk bulgular hissedildiğinde (ilk 24-48 saat) 1 yaşından büyük çocuklarda antiviral ilaçlar ile influenza (Grip) tip A  tedavi edilebilir. Yine, hastalığın başlangıcından itibaren bağışıklık sistemini aktive ederek virüslere karşı direnci artıran ilaçlar kullanılabilir.</p>
<p>Antibiyotiğe ne zaman başlanmalı?</p>
<p>Soğuk algınlığı ya da grip geçiren çocuğun genellikle 1 haftada iyileşmesi beklenir. Eğer öksürük 1 haftadan uzun sürerse, kulak ağrısı olursa, burun akıntısı yeşil-sarı renk olursa gribin komplikasyonları pnömoni, otit, sinüzit gelişiyor demektir, doktora gitmek tanıya göre antibiyotik komplikasyon gelişirse kullanmak gerekir. Vücudun savunma sistemini zayıflatacağından gereksiz yere antibiyotik kullanılmamalıdır.</p>
<p>Bitki çayları iyileşmeye destek verir mi? Bu dönemde vitamin alınmalı?</p>
<p>Bitki çayları çocuğun boğaz ağrısına ve sıvı alımına yardımcı olur, ancak hastalığın süresini değiştirmez. Bu dönemlerde vitamin alınmasının (C vitamini gibi &#8230;) hastalığın süresini kısaltmada ya da semptomları hafifletmede yararı olduğu ispat edilemedi. Bu nedenle zaruri bir ihtiyaç değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/cocugunuzu-gripten-nasil-korursunuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz hastalıkları çocuğunuzu tehdit etmesin</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/goz-hastaliklari-cocugunuzu-tehdit-etmesin.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/goz-hastaliklari-cocugunuzu-tehdit-etmesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2007 21:52:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/goz-hastaliklari-cocugunuzu-tehdit-etmesin-47.html</guid>
		<description><![CDATA[Acıbadem Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Jale Aydınlı, bebek ve çocuklarda görülen göz hastalıklarının tanı ve tedavisinde ilk adımın düzenli göz muayenesi olduğunu belirterek çocuklarda görülen göz hastalıkları konusunda aileleri uyardı.Acıbadem Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Jale Aydınlı yeni doğanların, 1 ve 4 yaş grubu arasındaki çocukların düzenli göz muayenesi olması gerektiğini ifade [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Jale Aydınlı, bebek ve çocuklarda görülen göz hastalıklarının tanı ve tedavisinde ilk adımın düzenli göz muayenesi olduğunu belirterek çocuklarda görülen göz hastalıkları konusunda aileleri uyardı.Acıbadem Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Jale Aydınlı yeni doğanların, 1 ve 4 yaş grubu arasındaki <span id="more-47"></span>çocukların düzenli göz muayenesi olması gerektiğini ifade etti. Aydınlı, bu gerekliliği şöyle açıkladı: &#8220;Bebeklerde görme, doğumu takip eden ilk 1 ayda net değildir. Ancak kendileri için beslenmede önem arz eden anne meme ucunu görebilecek bir kapasiteye sahiplerdir. Gözün merkezi görmesinin gelişmesi 3-4 ay alır. Çocuklarda en sık rastlanılan sorunlar görme kusuru ve şaşılık olup daha düşük sıklıkta çocuklarda göz merceğinin bulanıklaşması (katarakt), göz tansiyon yüksekliği (glokom), göz tümörleri de görülebilir. Bu sorunların tek taraflı olması ve erken çocukluk döneminde çocukların kendilerini ifade edememeleri nedeniyle göz sorunlarının saptanması zorlaşabilir. Bu nedenlerle düzenli göz muayenesi, yeni doğanlar ile 1 ve 4 yaştaki çocuklar için ayrı bir öneme sahiptir.&#8221;</p>
<p>Çocukların görme sisteminde ilk 9 yaş içinde tam gelişme olduğunu ve daha sonra belirgin bir değişiklik olmadığını belirten Dr. Aydınlı, çocuklarda görülen göz hastalıkları konusunda da önemli bilgiler verdi.</p>
<p>GÖZ KAPAĞI DÜŞÜKLÜĞÜ</p>
<p>Genellikle doğum sonrası görülen bir durum olduğunu aktaran Dr. Aydınlı, göz kapağı düşüklüğünde tek veya çift taraflı olmak üzere göz kapağının, göz bebeğinin yarısından fazlasını kapattığını ifade etti. Dr. Aydınlı: &#8220;Bu sorun görme tembelliğine yol açar. Göz kapağı düşüklüğü tamamen görmeyi engelleyecek derecede ise cerrahi olarak düzeltilmeli, aksi takdirde göz kapağı düşüklüğüyle birlikte görme kusurları saptanırsa gözlükle bu kırma kusurları düzeltilmelidir&#8221; dedi.</p>
<p>GÖZ TEMBELLİĞİ</p>
<p>Dr. Aydınlı, göz tembelliğinin başlıca göz kayması (şaşılık) ve kırılma kusurlarından ortaya çıkabildiği gibi bunların dışında gözün diğer anatomik yapılarında olabilecek sorunlardan da kaynaklanabildiğini belirtti. Dr. Aydınlı hastalığın tedavisi konusunda ise şunları aktardı: &#8220;Göz tembelliğinin en geç 5 yaşa kadar tespiti halinde maksimum düzelme elde edilebilirken, tedavinin 9 yaşından sonraya kalması başarısızlıkla sonuçlanabilir.&#8221;</p>
<p>GÖZYAŞI YOLLARI TIKANIKLIĞI</p>
<p>Bebeklerin gözyaşı bezlerinin ilk 1 aya kadar tam olarak fonksiyon görmediğini aktaran Dr. Aydınlı, bir aydan sonra gözyaşı kanal kapağı açılmamışsa gözde aşırı sulanma ve/veya geçmeyen çapaklanma oluştuğunu belirtti. Bu durumda gözyaşı yolu tıkanıklığı düşünülerek ailelere günde en az 4 kez 10&#8242;ar defa yapılmak üzere masaj öğretildiğini ifade eden Dr. Aydınlı, hastalığa erken dönemde tanı konularak tedaviye başlanması durumunda başarı oranının arttığını vurguladı.</p>
<p>GÖZ TÜMÖRLERİ</p>
<p>Göz tümörlerini en kolay tanıma yolunun göz kayması ve göz bebeğinin beyaz görünümlü olması olduğunu aktaran Dr. Aydınlı, başlangıç dönemindeki tümörlerde cerrahi dışı yöntemlerle tümörün yok edilmesinin mümkün olduğunu ifade etti.</p>
<p>DOĞUMSAL GÖZ TANSİYONU</p>
<p>Çoğunlukla erkek çocuklarda görülen doğumsal göz tansiyonunun (glokom) ilk bulgusunun gözün ön saydam tabakasının bulanıklaşması olduğunu belirten Dr. Aydınlı, bu bulgu ile beraber gözyaşı artışı, ışığa hassasiyet ve göz kapaklarında kasılmanın da görülebildiğine dikkat çekti. Dr. Aydınlı: &#8220;Tek taraflı hastalığı olan bebeklerde korneanın çapının ve gözün kendisinin sağlam tarafa göre büyük olması ailenin dikkatini çekmelidir&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/goz-hastaliklari-cocugunuzu-tehdit-etmesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarla uçak yolculuğu zor değil!</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/cocuklarla-ucak-yolculugu-zor-degil.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/cocuklarla-ucak-yolculugu-zor-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2007 21:51:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/cocuklarla-ucak-yolculugu-zor-degil-46.html</guid>
		<description><![CDATA[Tatile çıkmak isteyen bebekli ailelere uçak yolculuğu yapmaya çekiniyorlar. Oysa bazı pratik uygulamalarla, çocuklarla yapılan uçak yolculuğunun hem daha konforlu hem de daha güvenli geçmesini sağlayabilirsiniz. Uçakla seyahat en konforlu yolculuk şekillerinden biri. Kısa ve rahat yolculuk yapmak isteyen herkes artık uçağı tercih ediyor. Buna bağlı olarak çocuklar da daha sık uçak yolculuğu yapıyorlar. Ancak seyahatlerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tatile çıkmak isteyen bebekli ailelere uçak yolculuğu yapmaya çekiniyorlar. Oysa bazı pratik uygulamalarla, çocuklarla yapılan uçak yolculuğunun hem daha konforlu hem de daha güvenli geçmesini sağlayabilirsiniz. Uçakla seyahat en konforlu yolculuk şekillerinden biri. Kısa ve rahat yolculuk yapmak isteyen herkes artık uçağı tercih ediyor.<span id="more-46"></span> Buna bağlı olarak çocuklar da daha sık uçak yolculuğu yapıyorlar. Ancak seyahatlerinde uçağı seçen pek çok anne – baba uçakla yolculuğunun çocukları açısından güvenli olup olmadığı yönünde kuşkulara kapılıyorlar. Acıbadem Hastanesi Bakırköy Yenidoğan Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Palabıyık, “Bazen doğumdan hemen sonra bile bebeğin yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye hava yolu ile nakledilmesi gerekebilir. Yani zorunlu durumlarda bebekler doğar doğmaz bile uçabilirler. Ancak uçuş konforu ve risklerin en aza indirilebilmesi için sağlıklı bir bebeğin ilk ayını doldurduktan sonra uçması önerilir” diyerek bir aydan itibaren çocukların uçabileceğini dile getiriyor. </p>
<p>Sağlık sorunlarını önleyin</p>
<p>Uçakla yolculukta bazı ufak sağlık sorunları görülebiliyor. Ancak basit önlemlerle bu problemler atlatılabiliyor. En önemli sorun kulaklarda görülüyor. Özellikle kalkış ve iniş sırasında kabin içi basıncında olan değişikliklerden dolayı bebekler kulaklarında hissettikleri dolgunluk hissi ve ağrı nedeniyle şiddetli bir şekilde ağlayabiliyorlar. Dr. Palabıyık, “Bunu engellemek için yolculuk öncesinde bebeğin doktoruna da danışılarak genellikle soğuk algınlığı için kullanılan bir ağrı kesici şurubun verilmesi uygun olur” diyerek şöyle devam ediyor: “Bu sayede orta kulağın havalanmasını sağlayan östaki borusunun daha kolay açılması sağlanarak dolgunluk hissinin gelişmesi önlenebilir. Kulağı rahatlatacak başka bir önlem de  yutkunmayı sağlamaktır. Bebekler de emerek yutkundukları için kalkış sırasında emzirilmeleri kulak ağrısı duymalarını engelleyebilir. Daha büyük çocuklara da sevdikleri içecekler içirilmesi ya da çiklet çiğnetilmesi de aynı etkiyi yapar.”</p>
<p>Uçak yolculuklarında vücudun susuz kalma sorunuyla da karşılaşılıyor. Bunun en önemli sebebi; uzun uçak yolculuklarında sürekli olarak huzursuz olan çocuklar uçakta verilen yiyecek ve içecekleri reddetmesi. Bebeklerin sık sık emzirilmeleri, büyük çocukların da her zaman severek içtikleri içeceklerin yanlarında bulundurulması bu durumu önlemeye yardımcı oluyor.</p>
<p>Nerede oturmalı</p>
<p>Çocuklar,  genellikle kapalı ve hareket alanının kısıtlı olduğu ortamlarda kısa sürede huzursuz olabiliyorlar. Bu nedenle uçağın en önünde oturmanın ve kabine en son girerek en erken çıkmanın kabinde kalış süresini en aza indirdiğini unutmayın. Dr. Palabıyık bu noktada bir uyarıda bulunarak şöyle diyor:  “Özellikle havaalanında yolcuların uçağa kabulü başlar başlamaz büyük çoğunluğun çıkış kapısına hücum ederek ayakta bekledikleri görülür. Çocuklar bu durumdan hiç hoşlanmazlar. Bu nedenle sakince beklemek ve çocuğun oyun oynamasına izin vermek, kapıdan geçen en son yolculardan olmak gerekir. Kabine sadece uçuş sırasında gerekecek çantaların alınması ve diğer tüm çantaların bagaja verilmesi havaalanı ve kabindeki hareket yeteneğimizi arttırır.”</p>
<p>Bazı uçak modellerinde iki erişkin koltuğu arasında küçük çocuklar için özel koltuklar bulunuyor. 2 yaşını geçmiş olan çocukların bu koltuklarda oturması öneriliyor. 2 yaşın altındaki bebekleri kısa mesafeli uçuşlarda kucakta taşımak mümkün ancak mutlaka kabin ekibinden bebekler için özel kemerler istenmesi gerekiyor. Dr. Palabıyık koltuk seçimi konusunda bir noktanın daha altını çizerek şöyle diyor:  “Uzun süreli uçuşlarda ise önünde duvar olan koltukları seçmekte yarar  var. Bir çok uçak modelinde bu duvarlara monte edilen bebek beşikleri bulunur. Bu koltuklar bilet alırken ve check-in sırasında görevlilerden talep edilebilir. Artık sıklıkla kullanılmaya başlanan on-line check-in ile uçuştan 24 saat önce internet ortamında koltuk seçimi yapılabilir. Eğer sağ ve solda 3 sıra koltukları olan bir uçak modelinde önlerde bir sırada sadece her iki tarafta ikişer koltuk gözüküyorsa aralarında bir bebek koltuğu var demektir. 2 yaş üstü çocuklarla seyahat ederken bu koltukların seçilmesi büyük rahatlık sağlar. Bir çok uçakta da acil çıkış kapılarının hizasındaki koltuk aralıkları çok geniştir. 5 yaşından büyük çocuğunuzla seyahat ederken bu koltukları seçmek size rahatlık sağlar. Ancak acil durumlarda tüm yolcular bu kapılardan uçağı terk edecekleri için  çıkışın kapanmaması için bebekli, hamile ve hareket yeteneği kısıtlı hasta yolcuların bu koltuklarda otumaları önerilmez. Check-in sırasında bu koltuklar da talep edilebilir.”</p>
<p>Günün hangi saatinde uçmalı</p>
<p>Uçuş saatinin çocuğun günlük uyku saatlerine denk gelmesi yolculuğun daha kolay geçmesini sağlıyor. Ayrıca uyku öncesi huzursuz olmalarını  en aza indirmek ve uyku sırasında kulaklarda basınç hissetmemeleri için yaşlarına uygun dozlarda soğuk algınlığı için kullanılan şuruplardan vermek de yolculuğun rahat geçmesi açısından çok işe yarıyor.</p>
<p>Yanınıza almanız gerekenler</p>
<p>Acıbadem Hastanesi Bakırköy Yenidoğan Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Palabıyık çocukla yolculukta mutlaka alınması gereken şeyleri şöyle sıralıyor:</p>
<p>- Rahat  giysiler ve yedekleri yanınızda olmalı.  Ev ortamında giyilen kıyafetlerin giyilmesi çocukların huzursuz olmalarını önlüyor.  Eğer yaramaz bir çocuğunuz varsa havaalanındaki kalabalıkta kaybolmasını önlemek için kolay fark edilen canlı renklerde giysiler giydirilmesinde yarar var.<br />
- Uzun yolculuklarda en sevdikleri birkaç oyuncak, boyama kitapları ve kalemleri, masal kitapları<br />
- Uçakta verilen yiyecek ve içecekleri yok sayarak çocukların en sevdikleri içecek ve yiyeceklerden ihtiyacı kadar almak gerekiyor.<br />
- Biberonla beslenen bebekler için kısa süreli uçuşlarda en az 2, uzun süreli uçuşlarda da 3 temiz biberon bulundurmalı.<br />
- Yeterince alt bezi ve ıslak mendil. Eğer kabin memurlarından yardım istenirse uçağın tuvaletleri bez değişimi için uygun hale getirilebiliyor.<br />
- Uzun süreli uçuşlarda yolculuk öncesinde ve her 4-6 saatte bir vermek üzere bir soğuk algınlığı şurubunun kullanılması çocukların  rahatlamalarını ve sakinleşmelerini sağlıyor.<br />
- Uçuş sonrasında da her zaman olduğu gibi bol sıvı tüketilmesi çocukların daha kolay adapte olmalarına imkan tanıyor. Özellikle varılan yerde aşırı sıcak hava varsa sıvı tüketimi çok önem kazanıyor.</p>
<p>Kimler uçmamalı</p>
<p>Aktif enfeksiyonu olan çocukların hem kendileri için hem de diğer yolculara da enfeksiyonu bulaştırabilecekleri için çok zorunlu olmadıkça iyileşene kadar uçmaması gerekiyor. Özellikle bir kulak enfeksiyonu varsa kabin içi basınç değişiklikleri çok şiddetli kulak ağrılarına yol açabiliyor. Sinüzitli çocuklarda da aynı şekilde şiddetli baş ağrıları oluşabiliyor. İshali olan çocukların uzun süren uçak yolculuklarında aşırı sıvı kaybedebileceği için ishal düzelene kadar uçmaları önerilmiyor. Kronik kalp ve akciğer hastalığı olan çocukların da uçuş öncesi doktor kontrolünden geçmelerinde yarar var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/cocuklarla-ucak-yolculugu-zor-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Annelere doğum sonrası yakın takip</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/annelere-dogum-sonrasi-yakin-takip.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/annelere-dogum-sonrasi-yakin-takip.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2007 21:49:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/annelere-dogum-sonrasi-yakin-takip-45.html</guid>
		<description><![CDATA[Yeni doğum yapmış annelerin sağlıklı bir şekilde zayıflayarak eski formlarına kavuşmasını sağlamayı amaçlayan &#8220;Doğum Sonrası Beslenme ve Egzersiz Programı&#8221;, Acıbadem Bağdat Caddesi Polikliniği&#8217;nde uygulanmaya başladı. Özel beslenme planından, bebeği kucakta doğru taşıma egzersizlerine kadar, bir annenin doğum sonrası ihtiyaç duyabileceği pek çok pratik bilgiyi içeren program, beslenme ve diyet uzmanı ile bir egzersiz eğitmeni eşliğinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni doğum yapmış annelerin sağlıklı bir şekilde zayıflayarak eski formlarına kavuşmasını sağlamayı amaçlayan &#8220;Doğum Sonrası Beslenme ve Egzersiz Programı&#8221;, Acıbadem Bağdat Caddesi Polikliniği&#8217;nde uygulanmaya başladı. Özel beslenme planından, bebeği kucakta doğru taşıma egzersizlerine kadar, bir annenin doğum sonrası ihtiyaç duyabileceği pek çok <span id="more-45"></span>pratik bilgiyi içeren program, beslenme ve diyet uzmanı ile bir egzersiz eğitmeni eşliğinde veriliyor. Doğum sonrası annelere öncelikle diyet ve süt kalitesini artırmak için doğru beslenme programı önerilirken, daha ileriki dönemde (doğumdan 2 ya da 3 ay sonra) egzersiz ve diyet programı paralel olarak uygulanıyor.</p>
<p>Doğum sonrası anneler özellikle, iç karın, iç rahim, bel, sırt, kol, omuz, boyun ve bacak güçlenmesine ihtiyaç duyuyor. Vücudun güçsüz bölgelerine binen aşırı yük bu bölgelerde ağrılara sebep oluyor. Anneler doğum sonrası çocuklarını kucaklarında yanlış bir şekilde taşıdıkları için boyun, omuz, sırt ve bel ağrısı çekerler. &#8220;Wellness by Özgül&#8221; adıyla uygulanan program yoga,  stretching kondüsyon ve nefes egzersizleriyle vücutta güçlenme, esneklik, yerçekimine karşı doğru duruş ve dayanıklı kaslar kazandırıyor. Böylece vücuttaki yanlış duruş ve güçsüz kaslar nedeniyle ortaya çıkan ağrılar en aza iniyor.</p>
<p>Doğum sonrası çok yönlü egzersiz</p>
<p>Egzersiz programının ana hedefinin, yoğun ve stresli geçen hayatın yükünü taşıyan bedenin daha dayanıklı, sıkı ve esnek hale getirilmesi olduğunu belirten Egzersiz Eğitmeni Özgül Tuncer, programı şöyle anlatıyor: &#8220;Fizyoterapide kullanılan ve thera-band adı verilen özel lastiklerle yapılan bu çalışma; kas kuvveti ve dayanıklılığını artıran, sakatlanmalara karşı vücudu koruyan kondisyon hareketleri, kasların rahatlamasına yardımcı olan yoga egzersizleri ve strecthing’den oluşuyor. Bu programda bedensel farkındalık, doğru duruş, doğru nefes alıp verme, vücut kaslarının lokal çalışmalarla yerçekimine karşı direncinin artırılması, yani güçlendirilmesi hedefleniyor. Çalışma, annede varolan ağrıları giderirken, annenin sıkılaşmış bir vücut görüntüsü kazanmasını da sağlıyor.&#8221;</p>
<p>Egzersiz programına nefes çalışmalarıyla başlanıyor. Daha sonra, anneler temel yoga hareketleriyle çalışmaya hazırlanıyor. Çalışmaya lastikle ya da lastiksiz yapılan kondisyon hareketleriyle devam ediliyor. Bu lastiklerin amacı kasları güçlendirmek. Lastikle yapılan hareketlerde kişi zorlanırken, lastiği bıraktıktan sonra yapılan aynı hareketi çok daha hafif algılıyor ve kolaylıkla yapıyor. Bu sayede annenin kolları, boynu, sırtı ve bacakları güçlenirken, çocuğunu kucağına aldığı zaman, onu çok daha hafif hissetmesi sağlanıyor. Program, yoga, streching hareketleri ve nefes çalışması ile son buluyor. Nefes çalışmaları diyaframın ve ciğerlerin güçlenmesini, streching ise bütün iç organların streching yapmasını sağlıyor. Göğüs kafesi ve omurga açılıyor, adaleler ve boyun kasları rahatlıyor. Çalışma ana rahmi pozisyonunda yatış ya da sırt üstü yatış ile noktalanıyor.  <br />
 <br />
Doğum sonrası annelere özel beslenme</p>
<p>Doğum sonrası iyi ve doğru bir beslenme hem annenin vücudunun korunmasını, kilo kontrolünün sağlanmasını hem de bebek için daha fazla ve kaliteli süt üretimine yardımcı oluyor. Programda görev alan Acıbadem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu ise, emziren annelerin çeşitlilik içeren bir beslenme programına ihtiyacı olduğunu şöyle anlatıyor: &#8220;Annenin kilosunun sabit kaldığı, vitamin ve minerallerin bol olduğu sağlıklı, yeterli ve dengeli bir diyet gerekiyor. Çünkü annenin salgıladığı süt, aldığı besinlerin bir ürünü. Süt salgısı için gerekli besinler annenin kendi gereksinimine ek olarak alınmalı.&#8221;</p>
<p>Emzirme döneminde annelerin düşük kalorili bir zayıflama diyeti yapmamaları ve eski vücut ağırlıklarına dönmek için acele etmemeleri gerektiğini belirten Şengül Sangu, doğum sonrası beslenme programıyla ilgili şunları söylüyor: &#8220;Gebelik sırasında önerilenden fazla kilo alınmışsa her ay 2 kilo kaybetmek normal kabul edilirken, ayda 2 kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değil. Bu yüzden hızlı kilo vermeyi vadeden diyet ve ilaç uygulamalarından kaçınılması gerekiyor. Lohusaların ise zayıflama diyeti uygulaması önerilmiyor. Fakat lokum, şerbet gibi tatlı ve unlu, yağlı ve şekerli kalorisi yüksek besinleri aşırı yememeye dikkat edilmeli. Çünkü şekerli gıdalar süt yapmıyor, ama kilo yapıyor.&#8221;</p>
<p>Programda emzirmeyen annelere özel beslenme ve diyet programı da yer alıyor. Ancak emzirmeyen annelerin kilo kontrolünü sağlamaları ve hamilelikte alınan kiloları vermeleri biraz daha zaman alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/annelere-dogum-sonrasi-yakin-takip.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyer yapmak hamile kalmayı etkiliyor mu?</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/kariyer-yapmak-hamile-kalmayi-etkiliyor-mu.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/kariyer-yapmak-hamile-kalmayi-etkiliyor-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2007 13:02:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/kariyer-yapmak-hamile-kalmayi-etkiliyor-mu-44.html</guid>
		<description><![CDATA[Yapılan son çalışmalar erken doğum tehdidinin ve kronik hastalıkların gebeliğe olumsuz etkilerinin büyük oranda azaltılabileceğini ortaya koyuyor. Tüp bebek konusundaki araştırmalar ise çocuk sahibi olamayan çiftler için umut verici sonuçlar doğuruyor.  
Gebelik ve doğum süreci kadın sağlığını en çok etkileyen dönemlerin başında geliyor. Bu dönemde  karşılaşılabilecek erken doğum tehdidi ve kronik hastalıkların varlığı sağlıklı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan son çalışmalar erken doğum tehdidinin ve kronik hastalıkların gebeliğe olumsuz etkilerinin büyük oranda azaltılabileceğini ortaya koyuyor. Tüp bebek konusundaki araştırmalar ise çocuk sahibi olamayan çiftler için umut verici sonuçlar doğuruyor.  <span id="more-44"></span></p>
<p>Gebelik ve doğum süreci kadın sağlığını en çok etkileyen dönemlerin başında geliyor. Bu dönemde  karşılaşılabilecek erken doğum tehdidi ve kronik hastalıkların varlığı sağlıklı bir gebelik dönemi geçirilmesine engel oluyor. Ancak tıp bilimindeki gelişmeler bu problemleri büyük ölçüde ortadan kaldırabiliyor. Jinekoloji alanında yaşanan gelişmeler sadece bu süreçle sınırlı değil. Yardımcı üreme teknikleri konusunda yapılan son araştırmalar da çocuk sahibi olamayan çiftlere yeni seçenekler sunuyor.</p>
<p>&#8220;Acıbadem-Harvard Tıp Günleri 7&#8243; kapsamında gerçekleştirilen “Sağlıklı Gebelik, Doğum ve Tüp Bebek” konulu toplantıda Harvard Tıp Fakültesi Diyabet ve Gebelik Programı Müdürü Dr. Ian Grable, Brown Tıp Fakültesi Providence Women and Infants Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Doçenti Dr. Raymond Powrie, Women and Infants Hospital, Providence Üreme Sağlığı ve Kısırlık Birimi Müdürü Doç. Dr. Gary Frishman, Acıbadem Hastanesi Kadıköy Yüksek Riskli Gebelik Ünitesi Sorumlusu Doç. Dr. Arda Lembet konuyla ilgili son araştırmalara dayanarak akıllara takılan sorulara yanıt verdiler.</p>
<p>ERKEN DOĞUM RİSKİNDE PROGESTERON TEDAVİSİ</p>
<p>Erken doğum her sekiz kadında birinde görülüyor. Sosyoekonomik durumumun kötülüğü, 18&#8242;den küçük 40&#8242;dan büyük gebelik yaşı, gebelik öncesi zayıflık, sigara, daha önce erken doğum yapmış olmak, prenatal bakımın olmaması, enfeksiyonlar ve çoğul gebelikler risk faktörleri arasında yer alıyor. Beth Israel Deaconess Medical Center, Boston Joslin Diabetes Center, Boston Tıp Doçenti, Harvard Tıp Fakültesi Diyabet ve Gebelik Programı Müdürü Dr. Ian Grable, erken doğum riski durumunda yapılması gerekenleri konuşmasında şöyle anlattı:</p>
<p>“Sol tarafa yatarak yatak istirahat verilir, stres azaltılır, cinsel ilişkiden uzak durmak ve bebek üzerinde pozitif etkileri olan ilaç ve modern rahim kasılmasını durdurucu tedavileri önerilir. Evde kasılmaların izlenmesi, sigaranın bırakılması, alkol ve tütün kullanılmaması ve doğru beslenme şarttır. Özellikle vajinal akıntıda bakılan biyokimyasal testler ile rahim uzunluğu ölçümü erken doğumu tahminde çok önemlidir.”</p>
<p>Erken doğum tehdidinden korunmak için de yepyeni bir araştırmadan söz eden Dr. Grable “Korunma için yeni bir tedavi seçeneği olarak progestoron kullanılıyor. Hala araştırma aşamasında olan bu tedavi özellikle geçmişinde erken doğum hikayesi olan hastalarda kullanılıyor ve rahim kaslarının uyarılma eşiğini yükselterek kasılmaları önlüyor. Progesteron alanlarda erken doğum riski azalıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>KRONİK HASTALIKLARIN VARLIĞINDA GEBELİKTE İLAÇ ALINABİLİR</p>
<p>Brown Tıp Fakültesi, Providence  Women and Infants Hospital, Providence<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Doçenti Dr. Raymond Powrie konuşmasında kronik hastalıkları olan kadınların gebelik öncesinde mutlaka sağlık kontrolünden geçmesi gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi: “Bebekler annesinin sağlığına bağımlıdır. Siz sağlıklı olursanız bebeğiniz de sağlıklı olur. Kontrol altında olmayan anne adayları bebeklerinin sağlığı riske atar. Anne adayları röntgenden, MR&#8217;dan, kontrolden korkarlar.</p>
<p>Oysa her bebek 5 RAD’a kadar radyasyon alabilir. Pek çok yapılan tanısal test zaten önerilen dozun altındadır.”Kronik hastalıkları olan kadınların ilaç kullanmaktan da korktuğuna değinen Dr. Powrie “Astım, tansiyon, sara, şeker hastaları ilaçlarını bebeklerinin güvenliği için alabilirler. Bu konuda doktorunuzla açık açık konuşun ve nedenini sorgulayınız&#8221; dedi.</p>
<p>Kısırlığın yüzde 40 erkeklerden, yüzde 45&#8242;de kadından kaynaklanıyor ve  yüzde 15&#8242;inin nedeni bilinmiyor. Women and Infants Hospital, Providence Üreme Sağlığı ve Kısırlık Birimi Müdürü Kadın Hastalıkları ve Doğum Doç. Dr. Gary Frishman, “Kadınlar çalıştıkça bebek sahibi olmayı geciktiriyor ve geciktirdikçe üreme verimliliği azalıyor.” diyerek tüp bebek tedavisiyle ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Tedavide yumurtalar alınıyor ve yumurtayı test tüpünde spermle birleştiriyoruz. Yeni kullanılan tekniklerde aşılanmış yumurtayı alıyoruz ve rahme koymadan önce sağlıklı mı diye bakarak sağlıklı olanı rahme yerleştiriyoruz. Çiftin bilinen bir genetik bozukluğu varsa bu hastalığı embriyoda test ederek sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmesini sağlıyoruz.” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/kariyer-yapmak-hamile-kalmayi-etkiliyor-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erken doğumu engellemek mümkün mü?</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/erken-dogumu-engellemek-mumkun-mu.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/erken-dogumu-engellemek-mumkun-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2007 13:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/erken-dogumu-engellemek-mumkun-mu-43.html</guid>
		<description><![CDATA[Erken doğum son adet tarihinden sonra 37.haftaya kadar olan doğumları kapsıyor. Tek çocuk bekleyenlerde yüzde 10 oranında görülürken ikiz hamileliklerde bu oran artıyor. 17 yaşın altı ve 35 yaş üstü anne adayları da erken doğum riski ile karşı karşıya. 
Her bebeğin 9 ay 10 günü anne rahminde geçirmesi en ideal durumken, her şeye rağmen erken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erken doğum son adet tarihinden sonra 37.haftaya kadar olan doğumları kapsıyor. Tek çocuk bekleyenlerde yüzde 10 oranında görülürken ikiz hamileliklerde bu oran artıyor. 17 yaşın altı ve 35 yaş üstü anne adayları da erken doğum riski ile karşı karşıya. <span id="more-43"></span></p>
<p>Her bebeğin 9 ay 10 günü anne rahminde geçirmesi en ideal durumken, her şeye rağmen erken doğumlar olmaktadır.Tıpta ve son yıllarda ülkemizde yaşanan gelişmelere bağlı olarak artık daha fazla prematüre bebek hayatta kalabiliyor. Bir kaç yıl öncesine kadar prematüre bebekler için yaşam sınırı 27 haftayken, günümüzde bu sınır 24 haftaya kadar inmiştir. Ancak, erken doğan bebeklerin önemli bir kısmı tam hazır olmadan dünyaya gelmelerinin olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğum riski taşıyan bebeklerin bir kaç hafta, hatta bir kaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Yapılan çalışmalar geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının arttığını gösteriyor. Ancak her şeye karşın erken doğumu yaşayan birçok kadın var. Acıbadem Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Yüksek Riskli Gebelikler Klinik Sorumlusu Doç. Dr. Arda Lembet erken doğumu şu şekilde tanımlıyor:  “Normal gebelik süreci 37-40 hafta arasındadır. Doğumun 37.gebelik haftasından önce gerçekleşmesi erken doğum olarak adlandırılır.”</p>
<p>BEBEK NEDEN ERKEN DOĞAR?</p>
<p>Bebeklerin erken doğmalarına neden olan tek bir unsur yoktur. Bu olay çoğunlukla birçok nedene  bağlı olabiliyor. En önemli nedenlerden biri çoğul gebelik. Doç. Dr. Lembet diğer risk faktörlerini şu şekilde açıklıyor: “Rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon sıvısının fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içine kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun en sık rastlanan sebepleri arasındadır.”</p>
<p>KİMLER RİSK ALTINDA?</p>
<p>Erken doğum konusunda bilinmeyen birçok etken olduğu için bütün anne adaylar bu risk açısından değerlendirilmelidirler. Ancak bazı hamilelerin bu durumla karşılaşma riski çok daha yüksek. Doç. Dr. Lembet risk altındaki anne adaylarını şu şekilde grupluyor:</p>
<p>* Yaşı 17´in altında, 35´in üzerindekiler<br />
* Birden fazla bebek bekleyenler,<br />
* Daha önce düşük, ya da erken doğum yaşayanlar<br />
* Bazı sistemik ve enfeksiyon hastalığı olan gebeler,<br />
* Düşük kilolu anne adayları <br />
* Sigara kullananlar,<br />
* Hamileliğinde vajinal kanama sorunu olanlar,<br />
* Stres altında ve yoğun çalışma şartları altında yaşayanlar,<br />
* Düşük sosyoekonomik durumda olan hastalar<br />
Bu risk faktörlerini önceden tespit etmek ve gerekli önlemleri almak çok zor değil. Doç. Dr. Lembet konuyla ilgili şunları söylüyor: “Anne kilosunun ve yaşının ideal aralıkta tutulması, çalışma şartlarının uygun olması, iki gebelik arası geçen sürenin 1 yıl üzerinde olması, sigara ve diğer kötü alışkanlıklardan uzaklaşılması ve olası erken doğum eyleminin; bel-kasık ağrısı, vajinal akıntı miktarında artış, su gelmesi, vajinal kanama gibi öncü belirtilerinin hasta tarafından erken fark edilmesi ve doktora başvurulması erken doğumu engellemede önemli ölçüde rol oynar.”</p>
<p>“ERKEN DOĞUMU TAHMİN, TEDAVİ VE KORUNMA&#8221; PROGRAMI</p>
<p>Erken doğumu önlemek doktorlar için çok önemli. Böylelikle bebeğin yaşama şansını artırıyorlar. İşte bu amaçla Acıbadem Hastanesi bünyesinde “Erken doğumu tahmin, tedavi ve korunma” adlı bir program yürütülecek. Bu programda tekrarlayan erken doğum sorunu yaşayanlar, ciddi vajinal enfeksiyon saptanan gruplar, çoğul gebelikler, tüp bebek yöntemleri sonrası oluşan gebelikler yakın bir şekilde takip edilecek. Bu kapsamda yapılacakları Doç. Dr. Lembet şöyle açıklıyor: “ Bu hasta grubunda gebelik başında ve hatta öncesinde başlayacağımız takip protokolünde, hastaya bireysel risk tayini ve aktif izlem yöntemini uygulayacağız. Bu yöntemler ve izlem içinde vajinal ve rahim içi enfeksiyon taraması, biyolojik sıvılar ve anne kanında var olan bir takım biyokimyasal belirteçlerin taranması ve ölçümü, servikal ultrasonografi yönteminin daha yaygın olarak kullanılması, hasta eğitimi ve bilgilendirmesi gibi pek çok parametreden yola çıkılacaktır.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/erken-dogumu-engellemek-mumkun-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>10 anneden biri doğum sonrası depresyona giriyor</title>
		<link>http://www.kadinca.net/kariyer/10-anneden-biri-dogum-sonrasi-depresyona-giriyor.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/kariyer/10-anneden-biri-dogum-sonrasi-depresyona-giriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Nov 2007 22:03:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadınca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışan Anneler İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/kariyer/10-anneden-biri-dogum-sonrasi-depresyona-giriyor-17.html</guid>
		<description><![CDATA[Doğum yapan her on kadından biri depresyon geçiriyor. Doğum sonrası depresyon çok ciddi sonuçlar doğurabiliyor; bu sorunlar tedavi edilmediğinde anneleri intihara kadar sürükleyebiliyor. Bir bebek doğar doğmaz hemen iki soru soruluyor: Birincisi &#8220;Sağlığı nasıl?&#8221;, ikincisi ise &#8220;Annenin sağlığı nasıl?&#8221; Bu soru ile merak edilen sadece annenin fiziksel sağlığı&#8230; İşte bu sebeple &#8220;iyi&#8221; dendiği an &#8220;doğum olayı&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum yapan her on kadından biri depresyon geçiriyor. Doğum sonrası depresyon çok ciddi sonuçlar doğurabiliyor; bu sorunlar tedavi edilmediğinde anneleri intihara kadar sürükleyebiliyor. Bir bebek doğar doğmaz hemen iki soru soruluyor: Birincisi &#8220;Sağlığı nasıl?&#8221;, ikincisi ise &#8220;Annenin sağlığı nasıl?&#8221; Bu soru ile merak edilen sadece annenin fiziksel sağlığı&#8230;<span id="more-17"></span> İşte bu sebeple &#8220;iyi&#8221; dendiği an &#8220;doğum olayı&#8221; herkes için bitiyor. Oysa anne için doğumun sadece fiziksel aşaması sona eriyor ve belki de mutluluk kadar psikiyatrik bozukluklara da dönüşebilecek bir dönem başlıyor.</p>
<p>Doğum sonrası &#8220;annelik hüznü&#8221; olarak da tanımlanan bazı duygusal değişimler yaşamak son derece normal ve neredeyse her annede görülüyor. Doğum sonrası depresyon ise doğumdan sonraki birkaç ay içinde oluşan ciddi bir depresyon türü. Acıbadem Hastanesi Psikiyatri Konsültanı Doç. Dr. Ece Orhon &#8220;Tedavi edilmediği takdirde kronikleşip seyri bir yıla kadar uzayabilen bir hastalık&#8221; olarak tanımladığı doğum sonrası depresyonla ilgili şunları söylüyor: &#8220;Gebelik süresince iki dişilik hormonu, estrogen ve progesteron miktarında çok yükselme olur. Bu nedenle çoğu kadın gebeliğin 2.&#8217;ci ve 3.&#8217;cü trimesterinde mutludur, kendini iyi hisseder. Doğumdan sonraki ilk 24 saatten itibaren bu hormonlar cok kısa zamanda gebelik öncesi seviyeye kadar düşerler. Her adet öncesi çoğu kadının hissettiği gerginlik, tedirginlik,üzüntü ve karamsarlığın bu iki hormon seviyesindeki çok küçük mikdardaki değişime bağlı olduğu bilinmektedir; Bu açıdan bakıldığında doğum sonrasında çok kısa zamanda çok yüksek mikdarda düşen hormonların yarattığı dengesizliğin depresif hastalığa yol açabileceği kuramı akla yakın gelmektedir.&#8221; Hızlı hormonal değişimin yanısıra doğum yorgunluğu, kan basıncında düşme, metabolik bozukluklar, beslenememe, uykusuzluk genel direnci kırmakta ve ruhsal yatkınlığı olan kadınlarda yalnız bırakılma, destek görememe gibi sosyal etkenlerin de katkısı ile hastalığın oluşabildiğini vurguluyor Doç. Dr. Ece Orhon.</p>
<p>DEPRESYON BELİRTİLERİ</p>
<p>Doğum sonrası depresyon geçiren anne kendini çok yalnız, yetersiz hissediyor, bebeğine bakamayacağına inanıyor;  giderek yoğunlaşan bu durum derin suçlanma duygusuna, nadir de olsa intihara dahi yol açabiliyor. Doç. Dr. Orhon depresyon belirtilerini şöyle sıralıyor: &#8220;Doğum ertesi depresyon belirtileri sinsi ve yavaş gelişir. Üzüntü, gerginlik, mutsuzluk, ağlama ve özellikle uykusuzluk öncü belirtilerdir. Hasta giderek her zaman yaptığı işleri yapamaz, sağlığı için çok endişelendiği bebeği ile ilgilenemez, bakımını yapamaz olur. Belirli bir sebep olmasa da hep kaygılıdır. Hastalık ilerledikçe değersizlik, umutsuzluk, suçlanma ve derin acı duyguları yerleşir. Tüm depresyonların ortak belirtisi olan suçlanma duygusu  postpartum depresyonda çok daha derindir. Çünkü suçlanmanın odağı yeni doğurmuş olduğu kendi bebeğidir.&#8221;</p>
<p>DESTEK, TEDAVİDE ÖNEMLİ!</p>
<p>Vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulduğunda doğum sonrası depresyon kısa bir süre içinde tedavi edilebiliyor. Ancak geciken hastalarda tedavi süresi uzuyor. Doç. Dr. Orhon doğum sonrası depresyonun tedavisini şöyle açıklıyor: &#8220;Postpartum depresyon tedavisinde göz önünde tutulması gereken bazı prensipler vardır: İlki organik sebebin ekarte edilmesi, varsa tedavi edilmesidir. İkincisi belirtilerin erken fark edilmesi ve enerjik bir tedaviye hemen başlanmasıdır. Aksi halde hastalık kronikleşir veya tedaviye dirençli olur. Üçüncüsü postpartum hastalığın tabiatının değişkenliğidir. Tedavi de buna uygun olarak düzenlenmelidir. Çoğu antidepresanların etkisi iki, üç hafta sonra başlar. İlacın anne sütü ile bebeğe geçmesi ayrı bir problemdir. Kısa sürede etkili ve bebeğe sütle az geçen antidepresanların kullanılması gerekmektedir.&#8221; Aslında tüm bunlara ilaveten en önemli olan şeyin anneye yakın çevresınden verilen destek olduğunu söylüyor Doç. Dr. Orhon. Yani kendisinin ve eşinin ailesi, akraba ve yakın arkadaşları kişiye anneliği öğretmeli, yeni sorumluluğuna geçişini ve anne kimliğini benimsemesini kolaylaştırmalı.</p>
<p>DEPRESYONDAN KORUNMAK İÇİN</p>
<p>Bebek bekleyen anne adayı olarak annelikle birlikte değişecek olan sosyal ve yaşamsal  koşulları düzenleyin.<br />
Anneniz, diğer anneler, annelik yapmış yakınlarınız ve arkadaşlarınızla bebekler ve anneler  hakkında bol bol konuşun, mümkünse bu alanda yazılmış kitaplar okuyun.<br />
Doğum ertesi bebekle geçirilecek zamanı artırmak için çalışma programınızı yeniden organize edin.<br />
Destek alabileceğiniz eş, ebeveyn, akraba ve arkadaşlara bu ihtiyacınızı içtenlikle belirtin.<br />
Daha önceden geçirilmiş bir depresyon söz konusu ise veya hafif de olsa karamsarlık, hüzün, endişe gibi duygulara sahipseniz doktorunuz ile bu durumu paylaşın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/kariyer/10-anneden-biri-dogum-sonrasi-depresyona-giriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
