Panik atak ile baş etmenin yolları

Korku, kaygı ve endişe kaynaklı panik nöbetleri şeklinde seyreden panik atağın kesin bir nedeni olmamakla beraber tedavisi mevcut.

02 Haziran 2015 Salı, 14:55

Psikolog Fatih Sönmez panik atak ile ilgili soruları yanıtladı.

“Kalp krizi geçiriyorum, galiba ölüyorum!”

Panik atak, beklenmedik bir anda kendiliğinden ortaya çıkan, kişide korku ve huzursuzluk yaratan panik nöbetleriyle seyreden bir hastalıktır. Hastanın yaşadığı yoğun kaygı ve endişe ile beraber  özellikle tehlikede olduğu hissi, hastalığın klinik görünümünü oluşturur.

Bazılarımız duygularını ifade etmekte güçlük çeker ya da ifade edemez. Özellikle negatif duyguların sözlü ya da fiziksel şekilde yansıtılamadığı durumlarda, söz konusu duygular bilinçaltında depolanarak, en ufak bir stres nedeniyle tetiklenip panik atağa ya da diğer psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilirler. Panik atak, çoğunlukla nedensiz bir şekilde ortaya çıkar ve en tipik özelliklerinden biri de ölüm korkusudur. Atak esnasında tıpkı kalp krizi geçiriyormuş gibi kişinin kalp atışları hızlanır, aldığı nefes yetersiz geliyormuş hissiyle derin derin, sık sık nefesler almaya başlar ve kalp krizi benzeri bir klinik tablo sergiler. Fakat endişe etmeye gerek yok! Çünkü bu bir kalp krizi değil, sadece panik atak! Dolayısıyla yaşamınız ve sağlığınız güvende, rahatlayın…

Panik atak belirtileri

Çarpıntı, kalbin sert ve fırlayacakmış gibi atması,
Terleme, ateş basması, bazen de üşüme,
Titreme,
Nefes almada güçlük, boğulma korkusu, tıkanma,
Baş dönmesi, bayılacağını düşünme,
Bulantı, geğirme, karın ağrısı çekme,
Nefesin kesilmesi, aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefesler alma,
Göğüs sıkışması ve göğüste ağrı,
Kendini hissedememe, kendine yabancılaşma, algılama güçlüğü,
Çevrenin gerçek olmadığını düşünme (derealizasyon),
Ölüm korkusu,
Çıldıracağı düşüncesi ve hissi,
Başkasına zarar vermekten duyulan yoğun korku,
Vücutta uyuşma, karıncalanma vs…

Panik atak teşhisi konulduktan sonra tedavi edilebilmesi mümkün olan bir hastalıktır

Pek çok panik atak hastası, mevcut hastalık belirtilerinin psikolojik kökenli olduğunu düşünemediğinden ya da kabullenemediğinden, hastanelerin acil servislerine başvururlar. Mevcut belirtiler kalp krizi ya da solunum güçlüğü gibi hayatı tehdit eden hastalıklarla karıştırılabildiği için bu hastalıkların teşhisine yönelik tüm testler yaptırılır; fakat hiçbir test sonucunda bu ciddi hastalıkları doğrulayan bir sonuç tespit edilemez. İşte bu noktada panik atak akla gelerek, hasta uzman bir psikiyatr veya psikoloğa yönlendirilir.

Panik atağın teşhisi konulduktan sonra tedavisinin mümkün olduğunu söyleyen Psikolog Fatih Sönmez, panik atak esnasında hastanın neler yapması gerektiğini şöyle anlatıyor’ “Hastalar panik atak krizleri esnasında genellikle hastanelerin acil servislerine gitmeyi tercih ederler. Fakat bu tutum  panik bozukluğun daha çok köklenmesine ve kişinin korkudan korkmasına sebep olur. Panik bozukluğu olan bireyin önce bunun psikolojik bir rahatsızlık olduğunu ve kalp krizi geçirmeyeceğini bilmesi gerekir. Ardından burnundan yavaş  ve derin nefesler alıp ağzından vererek, bunu belli bir müddet tekrarlamalıdır. Zihni kabinde ve vücudunda olmamalıdır. Panik atak esnasında bunları yapmak ve uygulamak zor olabilir. Ama bunlar uygulandığı takdirde kişiyi sakinleştirmeye yardımcı olur ve birey içinde bulunduğu durumu kontrolü altına alabildiğini gördükçe rahatlar ve hastalığın kendi kontrolünde olabileceğini görür.”

Panik atak ve panik bozukluk aynı şeyler değildir

Uzmanımız panik atak ve panik bozukluğun birbirleriyle bağlantılı olan, fakat birbirinden farklı olan iki rahatsızlık olduğunu vurguluyor. Panik bozukluğu, panik atağı bir veya birden fazla kez deneyimleyen hastalarda görülen kaçınma davranışları olarak özetleyen Sönmez, hastanın bir daha panik atak yaşamamak için evden dışarı çıkmaması, evde yalnız kalmaktan kaçınması, sürekli önlemler alması, kendini heyecanlandırabilecek tüm durumlardan kaçınması gibi davranışların panik bozukluğa işaret ettiğini söylüyor. Panik bozukluğun ise hastanın yaşamını kısıtlayıp kısırlaştırarak hem kendine, hem çevresine duyduğu güven duygusunu azalttığını ve hayattan alması gereken hazzı engellediğini vurguluyor.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...