<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.kadinca.net/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadinca.net/saglik</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Feb 2010 23:18:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>AIDS, grip gibi başlıyor</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/aids-grip-gibi-basliyor.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/aids-grip-gibi-basliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 23:18:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Önceleri toplumun marjinal kesimlerinin hastalığı olarak bilinen sendrom dikkat edilmediği takdirde ev hanımlarından çocuklara kadar herkesi etkileyebiliyor.“Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” yani bilinen adıyla AIDS dünyada ve Türkiye’de yayılmaya devam ediyor. Önceleri toplumun marjinal kesimlerinin hastalığı olarak bilinen sendrom dikkat edilmediği takdirde ev hanımlarından çocuklara kadar herkesi etkileyebiliyor. Ancak yaygın inanışın aksine HIV pozitif yani AIDS [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-77" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_02_041005" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/02/saglik_02_041005.jpg" alt="saglik_02_041005" width="200" height="150" />Önceleri toplumun marjinal kesimlerinin hastalığı olarak bilinen sendrom dikkat edilmediği takdirde ev hanımlarından çocuklara kadar herkesi etkileyebiliyor.“Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” yani bilinen adıyla AIDS dünyada ve Türkiye’de yayılmaya devam ediyor. Önceleri toplumun marjinal kesimlerinin hastalığı olarak bilinen sendrom dikkat edilmediği takdirde ev hanımlarından çocuklara kadar herkesi etkileyebiliyor. Ancak yaygın inanışın aksine HIV pozitif yani AIDS virüsü taşıyan kişiler artık ölümü beklemiyor. Gelişen teknoloji ve günümüzdeki tedavi olanakları ile AIDS, artık kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor.Memorial<span id="more-76"></span> Hastanesi; Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. M. Servet Alan, “AIDS hastalığı ve korunma yolları“ hakkında bilgi verdi.</p>
<p>1980’lerin başında Amerika Birleşik Devletleri’nde homoseksüel erkeklerde “Kaposi sarkomu” olarak adlandırılan ve daha çok yaşlılarda görülmesi beklenen bir tümörün ve “Pneumocystis carinii” adlı etkene bağlı akciğer iltihabının sıklığında artış görüldüğü dikkati çekmiştir. Daha sonra kan ve kan ürünü verilenler, damar içi uyuşturucu bağımlıları ve bunların cinsel eşlerinde de benzer tabloların görülebildiği ortaya çıkmıştır.</p>
<p>1983 yılında etken olan HIV (İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü) tanımlanmıştır. 1985 yılında tanı testleri kullanıma girmiştir. 2007 yılında tüm dünyada 33 milyon insanın HIV virüsü ile yaşadığı tahmin ediliyor. Her yıl saptanan yeni olgu sayısı 2001 yılında 3 milyon iken, 2007 yılında 2.7 milyona düşmüştür. Küresel yayılım dengelenmekle birlikte hala yüksek düzeydedir. 2007 yılında 2 milyon kişi AIDS nedeniyle yaşamını yitirmiştir.</p>
<p>Anne adayları bilinçlendirilmeli, mümkünse test yapılmalı</p>
<p>HIV, kan ve cinsel temas yolu ile bulaşır. En sık bulaşma yolu cinsel temastır. Hastalığı taşıyan anneden bebeğe, doğum öncesinde, doğum sırasında veya doğum sonrasında bulaşması mümkündür. Anne sütü virüsün bulaşmasına neden olabilir. Eğer HIV taşıyan bir kişi ile bulaşmaya neden olabilecek bir temas gerçekleşmişse (cinsel temas veya kan bulaşması olan bir yaralanma gibi) koruyucu önlem alınması ve izlem için, hemen bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.</p>
<p>Doğurganlık çağındaki tüm kadınların AIDS konusunda bilgilendirilmesi ve gerekiyorsa test yapılması önerilmektedir. Eğer gebe HIV taşıyorsa, gebeye ve doğum sonrasında bebeğe koruyucu ilaç tedavisi verilerek bulaşma önemli oranda önlenebilir.</p>
<p>Prezervatif de kalıcı çözüm değil</p>
<p>Cinsel temas sırasında prezervatif kullanmak bulaşma riskini azaltır, fakat tamamen ortadan kaldırmaz. Kan ve kan ürünleri HIV, hepatit B, hepatit C ve frengi için test edilmektedir. Damar içi uyuşturucu kullanımının azaltılması ve bu kişilerde ortak iğne kullanımının önlenmesi bulaşmayı azaltacaktır. Sağlık personelinin tüm kan ve vücut sıvılarını enfekte kabul ederek koruyucu malzeme (eldiven vb) kullanması gereklidir.</p>
<p>AIDS’li Bir Hasta İle Aynı Ortamda Olmaktan Çekinmeyin Ancak Dikkat Edin</p>
<p>Yanak yanağa öpüşmek, tokalaşmak, işyerinde aynı ortamda çalışmak, aynı telefonu, aynı bardağı kullanmak, sivrisinek ve tahtakurusu gibi böcekler bulaşmaya neden olmaz. HIV virüsü hava yolu ile bulaşmaz.</p>
<p>Gribal bir enfeksiyon gibi başlıyor</p>
<p>HIV enfeksiyonu bulaşma sonrasında gribal bir enfeksiyon gibi başlayıp, daha sonra yıllar süren bir sessiz döneme girer. Bu uzun dönemde virüs vücutta varlığını sürdürür. Bağışıklık sistemi ile virüs arasında mücadele sürer. 10 yılı aşabilen bir süre sonunda bağışıklık sisteminde yetersizlik ortaya çıkmaya başlar. Kandaki virüs miktarı artar, bağışıklık sisteminin bazı özel hücrelerinin miktarında azalma ve bağışıklık sistemi işlevlerinde bozulma yaşanır. Bunun sonucunda, ağızda yaygın, tekrarlayan pamukçuk, uzun süreli ishaller gibi enfeksiyonlarda artış görülür. Normalde seyrek görülen bazı enfeksiyon hastalıkları ve ilerleyen dönemde bazı kanser türleri bu hastalarda daha sık görülür.</p>
<p>Erken tanısı çok önemli</p>
<p>Tanıda vücutta HIV virüsüne karşı oluşan, anti-HIV antikor olarak adlandırılan madde aranır. Bu amaçla genellikle ELISA testi kullanılır. ELISA pek çok hastalığın tanısında kullanılan bir testin adıdır, yalnızca AIDS’e özel bir test değildir. Bu testin pozitif bulunması durumunda anti-HIV antikoru daha detaylı olarak gösteren doğrulama testleri (Western Blot) uygulanır. Virüsün genetik maddesinin varlığını ve miktarını saptayan testler (HIV-RNA viral yük) hem özel durumlarda tanıda yardımcı olarak, hem de tedavinin ve ilaçların etkinliğinin izlenmesinde kullanılır. Virüsün genetik maddesinde ilaç direncini gösteren bazı bölgelerin araştırılması özellikle tedaviye yeterli yanıt alınamayan olguların yönetiminde yardımcı olur.</p>
<p>Ömür boyu ilaç kullanımı gerekir</p>
<p>HIV enfeksiyonunun tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlar mevcuttur. Günümüzde kullanılan üçlü ilaç tedavileri kandaki virüs miktarını çok azaltmakta ve bağışıklık sisteminin uzun süre korunmasını sağlayabilmektedir. Fakat ilaç tedavisi ile HIV enfeksiyonunu tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu ilaçların ömür boyu kullanılması gereklidir.</p>
<p>HIV aşısı için araştırmalar sürmektedir. Şu anda kullanımda olan veya önümüzdeki birkaç yıl içinde kullanıma girmesi beklenen bir aşı yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/aids-grip-gibi-basliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seks yaparken sağlığınızdan olmayın</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/seks-yaparken-sagliginizdan-olmayin.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/seks-yaparken-sagliginizdan-olmayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 22:42:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel yaşamın hâlâ tabu sayıldığı toplumumuzda &#8220;oral&#8221;, &#8220;anal&#8221; ya da &#8220;Kama Sutra&#8221; teknikleri hakkında konuşmak kolay değil hiç kuşkusuz. Ancak bu, özellikle erkeklerin üç teknikten de büyük zevk aldıkları gerçeğini değiştirmiyor. Sadece erkekler mi? Kadınlar da artık bu tür yaklaşımlara sıcak bakıyor ve tabulardan uzak dokunuşların keyfine varmaya çalışıyor. Ancak uzmanlar cinsel yaşama renk katan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-71" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_02_041004" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/02/saglik_02_041004.jpg" alt="saglik_02_041004" width="200" height="150" />Cinsel yaşamın hâlâ tabu sayıldığı toplumumuzda &#8220;oral&#8221;, &#8220;anal&#8221; ya da &#8220;Kama Sutra&#8221; teknikleri hakkında konuşmak kolay değil hiç kuşkusuz. Ancak bu, özellikle erkeklerin üç teknikten de büyük zevk aldıkları gerçeğini değiştirmiyor. Sadece erkekler mi? Kadınlar da artık bu tür yaklaşımlara sıcak bakıyor ve tabulardan uzak dokunuşların keyfine varmaya çalışıyor. Ancak uzmanlar cinsel yaşama renk katan bu tekniklerin, korunma yöntemleri uygulanmadan gerçekleştirildiği takdirde pek çok hastalığa davetiye çıkardığı uyarısında bulunuyor.Cinsel yolla geçen hastalıkların bulaşmasını önlemede en etkili yol hiç kuşkusuz prezervatif kullanmak. Bu korunma<span id="more-70"></span> yöntemi doğru kullanıldığında eşlerin vücut sıvılarının birbiriyle temasını belirgin ölçüde önleyerek yüzde 85 &#8211; 95 oranında koruma sağlıyor. Ayrıca vajen, klitoris ile anüsü kaplayan ve lateksten yapılmış bir çeşit örtü bariyer metodu olan Denta Dam da eşleri pek çok hastalıktan uzak tutabiliyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için almanız gereken yöntemler bunlarla sınırlı değil elbette&#8230;</p>
<p>ORAL İLİŞKİ</p>
<p>Ağız ve cinsel organlar vücudun kolayca uyarılabilen erojen bölgelerini oluşturuyor. Ağzın ve cinsel organların hassas erojen bölgeler olması ve yoğun uyarı ile haz vermesi bu buluşmayı kaçınılmaz kılıyor. Yapılan araştırmalara göre, oral ilişki, günümüzde ergenlik çağı dahil tüm yaş grubundaki çiftler tarafından uygulanıyor. Hamileliğe yol açmadığı için de çiftler tarafından sıklıkla tercih edilen bir ilişki şeklini oluşturuyor. Ancak vajinal ya da anal seksteki kadar yüksek olmasa bile oral ilişki de çeşitli hastalıklara davetiye çıkarıyor&#8230;</p>
<p>Amerikada CDC&#8217;nin Hastalık Kontrol Merkezi verilerine göre, HIV vb. enfeksiyonların prezervatif kullanılmadığında oral ilişki yoluyla geçiş riski onbinde 4 dolaylarında seyrediyor. Oral ilişkiyle hastalıkların bulaşma riski çok düşük seyretse de, görüldüğü gibi bu yöntem tamamen güvenli değil. Dolayısıyla oral ilişki sırasında cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak amacıyla mutlaka prezervatif kullanmak gerekiyor.</p>
<p>NASIL KORUNMALI?</p>
<p>- Sağlığından emin olmadığınız kişilerle ilişkiye girmeyin.</p>
<p>- Tek eşliliği benimseyin. Eşinizin de ilişkinize sadık kaldığından emin olun.</p>
<p>- Ağzınızda ülser ya da kanamalı aftöz yaraları varsa oral ilişkiden kaçının. Yaralar enfeksiyonun bulaşmasına adeta davetiye çıkarır.</p>
<p>- İlişki öncesinde duş almayı ihmal etmeyin.Ellerinizi de iyice yıkamaya özen gösterin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/seks-yaparken-sagliginizdan-olmayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel gücü artıran 18 bitki</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/cinsel-gucu-artiran-18-bitki.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/cinsel-gucu-artiran-18-bitki.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 22:04:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayanların imdadına yetişiyor.
Uzmanlar, cinsel sorunların ortaya çıkmasında, psikolojik faktörlerin önemli ölçüde rol oynadığını söylüyor. Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayanların imdadına yetişiyor.Bitki çayları: Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bitki çayları içilince, kan dolaşımı hızlanır, tutkularda ve heyecanlarda artış olur. Enerji seviyesini de yükselten bitki çayları seks yaşamını canlandırır.Ginseng: Binlerce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-66" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_02_041003" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/02/saglik_02_041003.jpg" alt="saglik_02_041003" width="200" height="150" />Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayanların imdadına yetişiyor.</p>
<p>Uzmanlar, cinsel sorunların ortaya çıkmasında, psikolojik faktörlerin önemli ölçüde rol oynadığını söylüyor. Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayanların imdadına yetişiyor.Bitki çayları: Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bitki çayları içilince, kan dolaşımı hızlanır, tutkularda ve heyecanlarda artış olur. Enerji seviyesini de yükselten bitki çayları seks yaşamını canlandırır.Ginseng: Binlerce yıllardır Çin&#8217;de ilaç yapımında kullanılan ginseng; hormonal sistemi uyarır, erken yaşlanma sürecini <span id="more-65"></span>yavaşlatır ve göz ardı edilemeyecek güçler verir.</p>
<p>Rezene: Bilinen en eski afrodizyaklardan olan rezeneden her gün bir parça alınması cinsel gücü artırır. Rezenenin tohumundan çay da yapılarak içilebilir.</p>
<p>Lavanta: Salata ve yemek soslarına konan birkaç damla lavanta, seks hayatını güçlendirir.</p>
<p>Karanfil tanesi: Doğal afrodizyakların en güçlülerinden biri olan karanfil tanesi, yorgunluğa da iyi gelir.</p>
<p>Haşhaş Tohumu: Cinsel performansı artırır.</p>
<p>Polen: Son yıllarda afrodizyak olarak kullanılan polenin yapısında, belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunuyor. Ayrıca içerisinde birçok vitamin mineral ve amino asit bulunur.</p>
<p>Zencefil: Yüzyıllardır duyguları harekete geçirmek için hazırlanan içkilerin karışımında kullanılan zencefil, insanı daha ateşli yapar. (Kanı sulandıran ilaç kullananların dikkatli olmaları gerekiyor. Ayrıca, fazla tüketildiğinde de bağırsakları rahatsız eder.) Yemeklerde bahart olarak kullanılabilir. Balla karıştırılıp yenebilir. Bir hafta veya 10 gün kadar kullanılmalıdır.</p>
<p>Tarçın: İştah açıcıdır. Sinirsel rahatlık veren bir kokusu vardır. Gaz söktürücü ve antiseptik özellikleri vardır. Afrodizyak olarak da kullanılabilir. Kışın içilen bitki çaylarına konulabilir. Tarçın yağı hoş kokusundan dolayı masaj yağı olarak da kullanılabilir.</p>
<p>Hardal: Cinsel bezlerin işleyişini hızlandırır.</p>
<p>Yasemin: Likörleri kokulandıran, harika kokulu yasemin çiçeği, etkili bir uyarıcıdır.</p>
<p>Süsen: Süsen kökü tozu, her iki cins için de güçlü bir afrodizyaktır.</p>
<p>Meyan Kökü: Meyan kökünden elde edilen toz, maden suyu ile karıştırılınca kadınlar için çok etkili bir afrodizyak haline gelir.</p>
<p>Vanilya: Merkezi sinir sistemine etki ederek kokusuyla uyarıcı etki yaratır.</p>
<p>Roka: Bolca demir ve C vitamini içeren roka, alyuvarlar için iyidir. Ayrıca, cinsel gücü de artırır.</p>
<p>Maydanoz: Yemeklere lezzet katan maydanoz, cinsel yaşama da lezzet katar.</p>
<p>Kekik: Güçlü etkileri olan kekik, özellikle erkeklerde uyarıcıdır.</p>
<p>Arı Sütü: Cinsel bezleri geliştiren arı sütünün etkileri, kısa zamanda hissedilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/cinsel-gucu-artiran-18-bitki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Afrodizyak her zaman uyarmıyor</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/afrodizyak-her-zaman-uyarmiyor.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/afrodizyak-her-zaman-uyarmiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 20:06:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=61</guid>
		<description><![CDATA[Çin de yapılan araştırmalara göre, yiyecekler mideyi olduğu kadar ruhu ve libidoyu da besliyor.
Çikolata, çilek, muz, incir, şeftali, nar, istiridye, havyar, kuşkonmaz ve domates gibi besinler sağlık ve enerji vermekle kalmıyor, cinsel isteği de artırıyor ama doğru miktarlarda tüketilirse. Bazıları fazla tüketilirse uyku yapıyor.
İngiliz araştırmacılara göre de sağlık için zaten önemli olan bazı besinler aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-62" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_02_041002" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/02/saglik_02_041002.jpg" alt="saglik_02_041002" width="200" height="150" />Çin de yapılan araştırmalara göre, yiyecekler mideyi olduğu kadar ruhu ve libidoyu da besliyor.<br />
Çikolata, çilek, muz, incir, şeftali, nar, istiridye, havyar, kuşkonmaz ve domates gibi besinler sağlık ve enerji vermekle kalmıyor, cinsel isteği de artırıyor ama doğru miktarlarda tüketilirse. Bazıları fazla tüketilirse uyku yapıyor.</p>
<p>İngiliz araştırmacılara göre de sağlık için zaten önemli olan bazı besinler aynı zamanda sihirli bir seks iksiri. Taylight Sağlık Merkezi’nden Diyetisyen Berrin Yiğit,&#8221;Afrodizyak etkisi bilinen çilek, domates, çikolata ve fındık gibi besinleri faydalı olması için doğru miktarlarda tüketmek önemli&#8221; diyor.<span id="more-61"></span></p>
<p>Fındık başı çekiyor<br />
Afrodizyaklar arasında en çok tüketilen besinlerin muz, çilek, çikolata ve fındık olduğunu belirten Diyetisyen Berrin Yiğit,</p>
<p>&#8220;Magnezyum deposu olan muz hem strese karşı çok etkili hem de mutluluk hormonu endorfinden zengin. Alınması gereken muz miktarı ise çikita olmamak kaydıyla günde bir orta boy. Kilo problemi olmayanlar ceviz, bal veya pekmez eşliğinde muz yiyerek afrodizyak etkiyi artırabilirler. Güçlü bir C vitamini deposu olan çilek ise cinselliği arttırıcı etkisi yanında antiaging etkisi ile de dikkat çekiyor. E vitamini içeriği cinsel organlara giden kan dolaşımını arttırıyor, Mutluluk hormonlarının salgılanmasında da etkili olan çilek cinsel hayata ve ruhsal duruma yön vermede başarılı bir gıda, günlük tüketilmesi gereken miktar ise 10 adet orta boy çilek&#8221; diyor. Magnezyum ve fosfor cinsellikte etkili<br />
&#8220;4-5 parça bitter çikolatayı benmari usulü eritip çileklere batırarak sevgilinizle paylaşabilir, bu eşsiz tadın yarattığı keyifle mutluluğunuzu artırabilirsiniz” diyen Yiğit, Magnezyum, fosfor ve kafein içeren ve önemli afrodizyaklardan biri olan çikolatanın fazla tüketilmemesini öneriyor: “İçerisindeki magnezyum ve fosfor cinselliğe yardımcı olur ancak çikolatanın fazlasından sakınılmalı, koyu renkli kakao içeriği yüksek olanlar tercih edilmeli. 2 parça bitter çikolata makul ölçüdür fazlası kan şekerinizi yükseltip uyku hali yaratabilir.&#8221;</p>
<p>Her zaman kararında tüketin<br />
Fındık, ceviz ve badem Omega 3 yağ asit içeriği ile cinsel gücü arttıran en önemli kuruyemişler arasında sayılıyor. Ancak yağlı tohum olan bu yemişlerin yüksek kalorilerinden dolayı günde en fazla 10 adet tüketilmesi tavsiye ediliyor.</p>
<p>Afrodizyak besinlerin günlük beslenme programında yer alması gereken miktarlarını; 10 adet çilek, 1orta boy muz, 3 tane incir, 1 adet tüysüz şeftali, yarım nar, 5 parça bitter çikolata, 4 küçük boy istiridye, bir tatlı kaşığı havyar, 5 adet taze kuşkonmaz, bir porsiyon domatesle sotelenmiş mantar, 3 büyük boy domates veya 8 tane çeri domates, 3 tane kereviz olarak özetleyen Yiğit, bu sebzelerin sinerjistik etkilerinden dolayı beraber tüketilmesini öneriyor.</p>
<p>Fesleğen, maydanoz ve zencefil&#8230; Baharatların yemeklere farklı ve sürpriz aromalar katarak en pratik yemeği bile ziyafete dönüştürebildiğini belirten Berrin Yiğit, &#8220;Mutfağınızda zengin bir baharat köşesi yaratın ve maceracı olup değişik kombinasyonlar deneyin” diyor ve ekliyor: “Özel önerilerim ise fesleğen, maydanoz, zencefil, kara biber, karanfil ve kişniştir. Sarımsak, soğan gibi ağır aromalı tatlandırıcılardan ise kaçınılmasında fayda var.&#8221;</p>
<p>Tülay Sağlam / NTV-MSNBC</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/afrodizyak-her-zaman-uyarmiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antidepresanlar aşkı öldürüyor</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/antidepresanlar-aski-olduruyor.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/antidepresanlar-aski-olduruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 19:59:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[Yan etki olarak cinsel arzu kaybına yol açtığı bilinen antidepresanların, &#8216;aşık olma&#8217; kapasitesine de zarar verdiği söyleniyor.
ABD&#8217;de, antidepresan ilaçlarla ilgili bir araştırmanın sonucuna göre bu ilaçlar, cinsel arzu kaybına yol açan yan etkilerinin yanı sıra &#8216;aşık olma&#8217; kapasitesine de zarar veriyor.
Bağlanmayı da engelliyor
Araştırmayı yürüten Dr. Helen E. Fisher ve Dr. Anderson J. Thomson Jr., beyindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-57" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_02_041001" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/02/saglik_02_041001.jpg" alt="saglik_02_041001" width="200" height="150" />Yan etki olarak cinsel arzu kaybına yol açtığı bilinen antidepresanların, &#8216;aşık olma&#8217; kapasitesine de zarar verdiği söyleniyor.</p>
<p>ABD&#8217;de, antidepresan ilaçlarla ilgili bir araştırmanın sonucuna göre bu ilaçlar, cinsel arzu kaybına yol açan yan etkilerinin yanı sıra &#8216;aşık olma&#8217; kapasitesine de zarar veriyor.</p>
<p>Bağlanmayı da engelliyor<br />
Araştırmayı yürüten Dr. Helen E. Fisher ve Dr. Anderson J. Thomson Jr., beyindeki serotonin düzeyini artıran antidepresanların aynı zamanda beynin aşık olma ve<span id="more-56"></span> bağlanma duygularını kontrol eden bölgelerindeki işleyişi bozduğunu söylediler.</p>
<p>25 yıllık araştırmalar<br />
The New York Times gazetesinde yer alan habere göre doktorlar, antidepresan kullanan ve libido kaybından şikayetçi olan hastaların, romantik yaşamlarının da büyük ölçüde etkilendiğini müşahede ettiklerini kaydettiler.</p>
<p>Aşık olan insanların beyinlerini ve aşık olmanın nörolojik temeline ilişkin son 25 yılda yapılan araştırmaları inceleyen doktorların bilimsel makalesi bu yıl yayımlanacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/antidepresanlar-aski-olduruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıskançlık neyin göstergesidir</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/kiskanclik-neyin-gostergesidir.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/kiskanclik-neyin-gostergesidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 01:29:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Bazen sevginin kanıtı olarak görülse de kıskançlık çoğu zaman ilişkileri yıpratan en önemli sorunlardan biridir. Peki kıskançlık ne zaman tehlikeli bir hal alır?&#8221;Kıskanan aşık seviyordur&#8221; cümlesi çoğu zaman ilişkilerdeki sorunları örtbas etmek için kullanılsa da kişinin hayatını kısıtlamaya kadar giden kıskançlık, ilişkilerin bitmesine, cinayetlere kadar gidebilecek ciddi boyutlara ulaşabilir. Bu nedenle kıskançlığı ne zaman tehlikeli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-51" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_haberleri_01_301010" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/01/saglik_haberleri_01_301010.jpg" alt="saglik_haberleri_01_301010" width="200" height="150" />Bazen sevginin kanıtı olarak görülse de kıskançlık çoğu zaman ilişkileri yıpratan en önemli sorunlardan biridir. Peki kıskançlık ne zaman tehlikeli bir hal alır?&#8221;Kıskanan aşık seviyordur&#8221; cümlesi çoğu zaman ilişkilerdeki sorunları örtbas etmek için kullanılsa da kişinin hayatını kısıtlamaya kadar giden kıskançlık, ilişkilerin bitmesine, cinayetlere kadar gidebilecek ciddi boyutlara ulaşabilir. Bu nedenle kıskançlığı ne zaman tehlikeli bir boyut aldığını bilmek gerekir. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Aylin Sezer, kıskançlık ile ilgili soruları yanıtladı.“Kıskançlık, aşkın gölgesidir”:Kıskançlık nasıl bir duygudur?<span id="more-50"></span><br />
Kıskançlık, ilişkilerde, sosyal hayatta ve bilimde adı oldukça sık geçen bir konu. Kıskançlık, hem başkalarının sahip olduğuna sahip olma isteği, hem de sahip olduğunu, başkasına kaptırma korkusu, bir ilişkinin veya bir kişinin yitirileceği endişesidir. Günlük yaşamımızda, özellikle ikili yakın ilişkilerde kıskançlık kavramıyla sık sık karşı karşıya geliyoruz. “Kıskançlık, aşkın gölgesidir” diyor Ayala M. Pines. Kıskançlık için, yitirilmek istenmeyen bir kişinin ya da ilişkinin yitirileceği ya da tehdit altında olduğu sanısıyla yaşanan karmaşık bir ruhsal yaşantı, acı verici duygu diyebiliriz.</p>
<p>Kıskançlık insanın doğasında mıdır yoksa sonradan mı öğrenilir?<br />
Kıskançlığın insanın doğasında mı olduğu, yoksa sonradan öğrenilen sosyo-kültürel bir kavram mı olduğu hala tartışılmaktadır. Evrim teorisine göre kıskançlık, kadın ve erkek için farklı evrimsel güçler tarafından şekillenmiş doğal bir tepkidir. Cinsiyet farklılıkları da insanın evrimsel tarihi boyunca karşılaştığı farklı üreme bedelleri ve uyum problemlerine bağlıdır. Evrim teorisine göre, döllenme kadın vücudunun içinde gerçekleştiği için anne çocuğun kendisinden olduğundan emindir, oysa baba bundan hiçbir zaman yüzde 100 emin olamaz. Bu yüzden de partnerinin onu cinsel anlamda aldatması erkeğin ilerde hem onun olmayan bir çocuğa imkanlarını sunması, hem de soyunu devam ettirememesi demektir.</p>
<p>Kadının böyle bir problemi olmamakla birlikte, insan yavrusu iki ebeveynin de bakımına ihtiyaç duyduğu için, kadının soyunu devam ettirmesi için o bebeğin yaşaması gerekmektedir. Kadın bunun için partnerinin imkanları ve olanaklarıyla desteğine ihtiyaç duyar. Evrimsel teoriye göre bu yüzden, partnerinin başka bir kadına aşık olup, zaman ve imkanlarını ona yönlendirmesi kadın için bir tehlikedir.</p>
<p>Sosyo-kültürel yaklaşıma göre ise kıskançlık, sosyal ve kültürel bir olgudur. Kişi yaşadıkça, içinde bulunduğu toplumun yarattığı ilişki kurallarına göre kıskanmayı öğrenir. Kendi anne ve babasının ilişkisi o kişinin karşı cinsle ilişkisinde bir model olacaktır. Onların sevgi, saygı, sadakat, kıskançlık tanımlarını öğrenen çocuk, büyüdüğünde kendi ilişkisinde bu tanımlara uygun davranacaktır. Cinsiyet farklılıkları da kadın ve erkek için kıskançlık yaratan durumları ve uygun tepkileri tanımlayan sosyal kurallardan etkilenir.</p>
<p>Sahiplenme duygusunun aşkla alakası yoktur</p>
<p>Aşkın göstergesi midir?<br />
Kıskançlık aşkın göstergesi değildir. Aşk, aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur. Olağan sevmeden, kişinin duygularını yönetmede zorluk yaşaması durumuyla ayrıştırılabilir. Özellikle ilişkilerin başında yaşanan bu duygu, zamanla, ilişki olgunlaştıkça yerini daha kontrol edilebilir ve kalıcı duygular olan, sevgi, güven ve sadakate bırakır. İnsanın sahip olduğu bu değerli şeyi kaybetmekten endişe duyması beklenen bir durumdur. Bu sebeple, birbirini gerçekten seven iki insanın arasında bir miktar kıskançlık olması doğaldır, fakat sahiplenme duygusunun aşkla alakası yoktur. Kıskanç kişilerin, sevilmeye karşı aşırı bir ihtiyaçları vardır ve yaşadıkları güvensizlik ve yetersizlik duygularıyla baş edemedikleri için ilişkide bulundukları insanın sevgisini kimseyle paylaşmak istemezler.</p>
<p>Kıskançlık yaşayan kişiler bir yandan ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, bir yandan da özgüvenlerini korumaya çalışırlar. İlişkiyi korumaktaki amaç daha fazla yaşantı paylaşmakken, aşırı kıskanç kişiler bunu ancak tehdit ederek, zor kullanarak ya da küserek sağlayabileceklerine inanırlar. İlişkinin bir rakip tarafından tehdit edildiğini hissettikleri zaman da bu rekabette kaybedeceklerini, sevilmediklerini, sayılmadıklarını düşünürler.</p>
<p>Kıskançlık, içerisinde hangi duyguları barındırır?<br />
Kıskançlık, içerisinde özgüven eksikliği ve yetersizlik duygularını barındırır. Kişinin özgüveninde düşme olduğu zaman, kişi kendini yetersiz, değersiz hissetmeye başlar. Sahip olduğu sevgiyi hak etmediğini ve kaybedeceğini düşünür. Bu endişe de kıskançlık duygusuna ve onunla baş etmek için yapılan sağlıksız davranışlara sebep olur. Aşırı kıskanç kişi, eşini devamlı kontrol eder, takip eder, onun yaşantısını sınırlar ve üzerinde bir baskı oluşturarak onu kaybetmeyeceğini düşünür. Oysa sadakat, tehditle değil sevgiyle sağlanır. Kıskançlık sonucu yapılan hareketler (takip etme, baskı altında tutma, öfke, şüphecilik) karşı tarafı daha da uzaklaştırır.</p>
<p>Kadın ve erkeklerin kıskançlık göstergeleri farklı mıdır?<br />
Sadakat kıskançlığı etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Eşlerin birbirlerini cinsel veya duygusal anlamda aldatması çoğu ilişkiyi derinden etkiler. Her iki cinste de kıskançlık görülse de, kadınlar ve erkeklerin kıskançlık bakımından farklılıklar gösterdiği bilinmektedir. Yapılan araştırmalar kadınların duygusal bir aldatma karşısında daha çok etkilenirken, erkeklerin cinsel bir aldatmada daha fazla kıskançlık yaşadığını göstermektedir.</p>
<p>Kıskançlığı engellemenin yolları</p>
<p>Çiftler, zarar verici kıskançlığın önüne nasıl geçebilirler?<br />
Descartes’e göre “Kıskançlık, sahip olduklarını koruma isteğinden kaynaklanan bir tür korkudur”. Kıskançlığa, öfke, değersizlik, çaresizlik, yetersizlik, yalnızlık gibi duygular eşlik eder. Birçok kişi geçmiş yaşantılarının yaralarını içinde taşır ve şimdiki ilişkisinde bu yaraları iyileştirmeye çalışır. Önemli olan, bu yaraları tanımak ve bugünkü ilişkiye taşımamaktır. Karşılıklı güven için iletişimin açık olması önemlidir. İmalı sözlerden, üstü kapalı eleştirilerden ve küskünlüklerden kaçınmak gerekir. Bu noktada, kıskançlığa ılımlı yaklaşmak ve eşleri karşılıklı konuşmaya teşvik etmek önemlidir.</p>
<p>Kadınlar mı daha kıskançtır erkekler mi?<br />
Kadınlar ve erkekler arasında kıskaçlık derecesi bakımından bir fark aramak anlamlı olmasa da, kıskançlık, tepkileri farklılaşmaktadır. Kadınların, görece daha yapıcı davranıp, alttan alarak, kendi hak ve isteklerinden vazgeçtikleri, erkeklerin ise tehdit ve kaba kuvvetle kıskançlıklarıyla baş etmeye çalıştıkları görülmektedir.</p>
<p>Kıskançlık ne zaman tehlikeli boyuta ulaşır?<br />
Eşin telefonlarını dinlemek, takip etmek, eve gelince perdeleri, banyoyu, yatak odasını kontrol etmek, eşi akrabalar dahil kimseyle görüştürmemek, her anlatılan olayın altında bir anlam aramak aşırı kıskançlığa girer ve tedavi edilmesi gereken bir davranış bozukluğudur.</p>
<p>Aşırı kıskançlık nasıl tedavi edilir?<br />
Tedavide amaç, kişinin kıskançlık duygularının altında yatan duygu ve düşüncelere ulaşmaktır. Kişiden kıskançlık hissettiği anlardaki düşüncelerini incelemesi ve kıskançlıktan önce gelen duyguları fark etmesi istenir. Bu duygu ve düşüncelerin farkına varmak, onları ayrı ayrı ele almaya ve rasyonel (mantıklı) olup olmadıklarına daha tarafsız bakmaya olanak tanıyacaktır. Kişiye sevilemeye değer bir insan olduğu vurgulanmalı, kendi değersizlik hislerinin altında yatan nedenler araştırılmalıdır. Bu noktada önemli olan, hem kişinin geçmişten getirdiği olumsuz algı ve ihtiyaçları belirlemek, hem de bu olumsuz duygularla baş etmesi için daha sağlıklı yollar bulmasına yardım etmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/kiskanclik-neyin-gostergesidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgiline bağlı mısın, bağımlı mısın?</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/sevgiline-bagli-misin-bagimli-misin.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/sevgiline-bagli-misin-bagimli-misin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 01:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[Evlilikler ya da uzun süreli beraberliklerin ilk ayından itibaren kimliğimizi farklı bir boyuta taşımaya başlıyoruz. Kendimizi unutuyoruz, alışkanlıklarımızdan vazgeçiyoruz, partnerimizle tek bir vücuda dönüşüyoruz.Dudaklardan dökülen ‘ben’ kelimesi, yerini ‘biz’ kelimesine bırakıyor. Dünya benim için değil, bizim için dönüyor. Hayat, ‘Benim hayatım’ değil, ‘bizim hayatımız’ oluyor. Böyle gelmiş, böyle gider&#8230; Büyüklerin dediği gibi, bir elmanın iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-46" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_haberleri_01_301009" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/01/saglik_haberleri_01_301009.jpg" alt="saglik_haberleri_01_301009" width="200" height="150" />Evlilikler ya da uzun süreli beraberliklerin ilk ayından itibaren kimliğimizi farklı bir boyuta taşımaya başlıyoruz. Kendimizi unutuyoruz, alışkanlıklarımızdan vazgeçiyoruz, partnerimizle tek bir vücuda dönüşüyoruz.Dudaklardan dökülen ‘ben’ kelimesi, yerini ‘biz’ kelimesine bırakıyor. Dünya benim için değil, bizim için dönüyor. Hayat, ‘Benim hayatım’ değil, ‘bizim hayatımız’ oluyor. Böyle gelmiş, böyle gider&#8230; Büyüklerin dediği gibi, bir elmanın iki yarısı olmak&#8230; Bu söz dünyadaki tüm ilişkilerde genel geçer bir kural. İlişkiler bu temel üzerinde yükseliyor. Evet, bir bütün olabilmek güzel de bunun da sınırları olmalı. Çünkü bu kez ilişkide bağımlılık sorunu ortaya çıkabilir.<span id="more-45"></span></p>
<p>Peki, neden birbirimize bu kadar çok bağlanıp birey olduğumuzu unutuyoruz?</p>
<p>Psikolog Aslı Akkan bu durumu şöyle açıklıyor: “Zaman geçtikçe ilişki içindeki taraflar, ilişkiyi koruma adına kendilerini unutuyor. Bu durum uzun ilişkilerin sıradanlaşmasına yol açıyor.” Zaten yapılan araştırmalar gösteriyor ki birbirine bağımlı olma, terk edilme; sevilmeme ve yalnız kalma korkularımızdan kaynaklanıyor.</p>
<p>Birey olduğunuzu unutmayın!</p>
<p>Gerçekten de birçok ilişkide çiftler ilk günkü heyecanlarını yitirdikleri, birbirlerinden sıkıldıkları için ayrılıyor. Oysa sıradanlaşan ilişkileri kurtarmanın çok kolay bir yolu var: Kişilerin kendi isteklerini, zevklerini açık açık söylemeleri. “Tarafların ilişki kurmayla ilgili güvenlerini mümkün olan en üst düzeyde geliştirme çabaları, uzun süreli ilişkilerin yıpranmasını en aza indirecektir” diyor Akkan. İşte bu yüzden de yeni bir ilişkiye başladığımız an birey olduğumuzu asla unutmamak büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bağlanmanın bilimsel açıklaması da var</p>
<p>Psikolog Aslı Akkan bağlanmayla ilgili sorunları Bolwby’nin Bağlanma Kuramı’na bağlı olarak temellendiriyor. Aslında ilişkimizdeki bağımlılık derecemiz bebekliğimizden itibaren şekillenmeye başlıyor. Bolwby Kuramı’na göre 3 tip bağlanma türü ortaya çıkıyor.</p>
<p>Güvenli Bağlanma (Secure Attachment): Güvenli bağlanma gösteren bebekler, anneleri ya da bakıcıları yanlarındayken ondan uzaklaşıp çevreleriyle ilgilenir. Diğer bireylerle iletişime girme konusunda rahat davranırlar, bakıcıları uzaklaşırsa ya kısa bir süre ağlayıp sonra oyuna dalarlar ya da fazla tedirginlik göstermezler. Bakıcı geri döndüğünde sevinip onunla ilişkilerini sürdürürler.</p>
<p>Kaygılı/Çelişkili Bağlanma (Anxious / Ambivalant Attachment): Bu bebekler anneden ayrılıp çevreyle ilgilenmez. Anneleri uzaklaştığında terk edildiklerine dair korkuları iyice artar, anneleri yanlarından ayrılıp geri dönerse ağlarlar ve bir yandan ona sarılıp bir yandan da iterler.</p>
<p>Kaçınık Bağlanma (Avoidant Attachment): Bebekler, anneleri yanlarındayken çevreyle ve yabancılarla ilgilenir, duygularını anneleriyle paylaşmaz, bir bakıma annelerinden bağımsız bir biçimde çevreyi araştırır. Anneleri yanlarından ayrılıp geri dönerse, görmezden gelip oyunlarına devam ederler.</p>
<p>İlişki terapisti gözüyle bağımlılık</p>
<p>Cinius Yayınları’ndan çıkan ‘İlişkinizi Kurtarma Rehberi’ adlı kitabın yazarı, Yaşam Koçu ve İlişki Terapisti Yeşim Varol Şen’e ilişkilerde yaşanan bağımlılığı sorduk.</p>
<p>İlişkilerde yaşanan en büyük problem nedir?</p>
<p>Son dönemlerde danışanlarımda izlediğim en önemli sorun iletişim eksikliği. Yanlış iletişim dili kullanmak, sorunların çözümünden uzaklaşmayı ve sürekli tartışmayı doğuruyor. Yargılayıcı ve suçlayıcı bir dil kullanmak uzun vadede saygıyı ve sevgiyi örseliyor. Bunun yanı sıra ilişkide aşırı beklenti içinde olmak, birey olmaktan vazgeçmek, gereksiz kısıtlamalar, geçmiş tartışmaları sürekli gündemde tutmak sıkça görülen hatalardan bazıları. Özellikle beni dehşete düşüren ve maalesef toplumumuzun kanayan yarası şiddet de bu saydıklarıma ekleniyor.</p>
<p>Birey olduğumuzu unutup birbirimize çok fazla mı bağımlı oluyoruz?<br />
Her ne kadar istisnai durumlar olsa da birçok bireyde kimliğini ilişkinin kimliğiyle özdeşleştirmek gibi bir algı yanılması yaşanıyor. Birçoğumuzun aklında ‘ilişkide böyle davranılması gerekir’ şeklinde kalıplar var. Oysa bu kalıplardan doğan kısıtlamalar sadece ilişkinin ömrünü kısaltıyor. En önemli şey ilişki değil, ilişkiyi yaşayan bireylerdir. İlişki içerisinde ‘biz’ olabilmek önemli ancak bu ‘ben’ kimliklerimizi bir kenara bırakmamız anlamına gelmiyor. Kendi kimliğini koruyabilen, sınırlarını çizebilen bireylerin kurduğu ilişkiler daha sağlıklıdır. Bireyler ilişkilerini bağımlılık hissederek değil, hayatlarını zenginleştirecek birliktelikler olarak yaşamalı. Çünkü bağımlılık, kişilerin sınırlarını korumasını engelleyen bir durum. Bu anlamda bağlanmakla, bağımlı olmak arasında ciddi fark var.</p>
<p>İlişkinin hangi evresinde birey olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor?</p>
<p>İlişkinin hiçbir evresinde birey olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Kendi kimliğimizi salt ilişkimizin kimliğiyle tanımlamak bir bağımlılıktır. Bu bize bireyin ciddi bir öz değer problemi yaşadığını gösteriyor. Hayatının merkezine kendisini koyabilen, ancak kendisi mutlu olduğunda etrafına da mutluluk verebilen bireyler mutlu ilişkiler kurabilir. Aksi takdirde sırf ilişkiyi korumak adına kendinden fazlasıyla taviz verip tükenen, ilişkinin dışında toplumla uyum problemleri yaşayan bireyler haline döneriz.</p>
<p>Güzel bir ilişki sağlıklı bir şekilde yürütebilmenin sırrı nedir?</p>
<p>Arkadaşlık çok önemli. Bu da doğru iletişim diliyle mümkün. Bireylerin ilişkinin dışında da kendilerine zaman ayırmaları ilişkiyi besliyor. Ayrıca eşimizin farklılıklarını kabul etmek ve bunlara saygı göstermek, sorunlar karşısında çözüm odaklı davranabilmek de önemli. Çoğu insan tartışmalarda haklılığını kanıtlamaya çalışıyor. Önemli olan haklı olmak değil, mutlu olmaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/sevgiline-bagli-misin-bagimli-misin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kontrol delisi misiniz?</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/kontrol-delisi-misiniz.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/kontrol-delisi-misiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 00:44:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Psikolojik bir kavram olan ve İngilizce&#8217;de “control freak&#8221;  olarak geçen “kontrol delisi” sözü, çoğunlukla etraflarında olan her şeyin ve herkesin nasıl olması gerektiğini ısrarcı bir şekilde dikte etmeye çalışan insanlar için kullanılan argo bir kelimedir.Bu kişiler diğer insanların hiçbir zaman kendileri kadar yeterli ve becerikli olamayacağına inanırlar ve bu yüzden de müdahalelerinin gerekli olduğunu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-41" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_haberleri_01_301008" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/01/saglik_haberleri_01_301008.jpg" alt="saglik_haberleri_01_301008" width="200" height="150" />Psikolojik bir kavram olan ve İngilizce&#8217;de “control freak&#8221;  olarak geçen “kontrol delisi” sözü, çoğunlukla etraflarında olan her şeyin ve herkesin nasıl olması gerektiğini ısrarcı bir şekilde dikte etmeye çalışan insanlar için kullanılan argo bir kelimedir.Bu kişiler diğer insanların hiçbir zaman kendileri kadar yeterli ve becerikli olamayacağına inanırlar ve bu yüzden de müdahalelerinin gerekli olduğunu, bu müdahalede bulunmazlarsa işlerin yanlış gideceğini düşünürler. Diğer insanların üzerinde sahip oldukları güç ve kontrolle kendilerini iyi hissederler. “Kontrol delisi” kelimesiyle etiketlenen bu insanlar çoğu zaman obsesif-kompulsif <span id="more-40"></span>(saplantılı-zorlantılı) kişilik bozukluğunun özelliklerini gösterirler.</p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi’nden Klinik Psikolog Aylin Sezer, kontrol saplantılı kişilikler ile ilgili soruları yanıtladı.</p>
<p>Kimseye iş emanet etmezler</p>
<p>Kontrol delisi insanlar, bir yerde diğer insanlara güvenmiyorlar. Kendilerini diğer insanlardan daha akıllı, daha mı üstün görüyorlar?</p>
<p>Hayat ve ilişkileri üzerinde saplantılı bir kontrol etme çabasında bulunan insanlar oldukça katı ve dogmatik bir düşünce yapısına sahiptirler. Tartışmaya izin vermezler, talepkarlardır ve işlerin tam olarak onların istediği şekilde yapılmasını isterler. Hata ve yanlışlara karşı da oldukça savunmasızlardır. Kendi yaptıkları en küçük bir hata bile onların hayatlarını ve kendilerini sorgulamalarına neden olur. Hayatlarında hataya izin vermedikleri için işlerini hep kendileri yapmaya çalışırlar. Diğer insanların onlar kadar becerikli olamayacağını düşünürler. Bu yüzden de kimseye iş emanet etmemeye çalışırlar. Bu da karşıdaki insana, ona güvenmediklerini hissettirir.</p>
<p>Sadece doğru olmak isterler</p>
<p>Klinik Psikoloji Profesörü Les Parrott, control freak&#8217;ler, herhangi bir şeyi sizin umursadığınızdan fazla umursayıp kendi istediklerinin olması için ısrarcı olmaktan vazgeçmeyenlerdir diyor. Yani bu insanlar için pek çok şeyi bizden daha fazla mı ciddiye alıyorlar?</p>
<p>Bu saplantılı kişilik özelliklerini gösteren insanlar oldukça inatçı ve talepkarlardır. Onlar için bir işi doğru yapmak her şeyden önemlidir. Doğru olmak, haklı çıkmak ve istediğini yaptırmanın verdiği, kontrolün elinde olduğu hissi onlara güç verir. Bu insanlar, siz bir hikaye anlatırken, bu hikayenin aslında hiç de önemli olmayan bir detayına takılıp, sadece doğru olmak için bezdirene kadar bu noktada takılıp kalır ve ısrarla size itiraz ederler.</p>
<p>Kontrol delisi olmak, psikolojik bir rahatsızlık mıdır?</p>
<p>Umutsuz bir şekilde kontrol sahibi olma arzusunda olan bu insanların çok dikkatli bir şekilde kurdukları, saplantılı bir kontrol mekanizmasıyla yönetilen bir dünyaları vardır. Saplantılı kişilik, bir kişilik bozukluğudur ve psikolojik bir rahatsızlıktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken, bu kişinin kontrol etme ihtiyacının boyutu ve kendisi ve çevresine olan zararıdır.</p>
<p>Kontrol delisi diye tabir edilen insanlar, özellikle hangi konularda kontrolü ele almak istiyorlar? Evde, işte, arkadaşlıkta, aile hayatında nasıl davranıyorlar? Küçük örneklerle anlatabilir misiniz?</p>
<p>Kontrol saplantılı insanlar, bu özelliklerini hayatlarının her alanına yansıtırlar. Israrcı, katı ve eleştirel özellikleriyle tüm ilişkilerine yıkıcı zararlar verirler. Bu özeliklere sahip bir patron, çalışanlarından da mükemmel bir performans talep eder ve en küçük bir hatayı bile kabul etmez. Yine iş yaşamında, saplantılı bir şekilde her şeyi kontrol etmeye çalışan bir kişi, kendi düşünce ve kurallarına takılıp kaldığı için, olaylara geniş açıdan bakamaz, gerektiğinde esnek davranamaz ve işlerin akışını yavaşlatabilir.</p>
<p>İlişkilerde ise, kontrol saplantılı kişinin devamlı eleştiren, talepkar, katı ve yıkıcı tarzı, ilişkide olduğu kişilerin ondan uzaklaşmasına neden olur. Onun yanında yaşanan yetersizlik, beceriksizlik hisleri, devamlı eleştirilmek, onu kızdırmamak için her şeyi onun istediği gibi yapmaya çalışmak, birçok insan için oldukça yorucu ve yıpratıcıdır.</p>
<p>Çocuklarından çok fazla beklentisi olan aileler sebep olabilir</p>
<p>Neden insanlar kontrol delisi olurlar? Doğuştan gelen mi, yoksa sonradan, yaşananlar karşısında geliştirilen bir özellik midir?</p>
<p>Takıntılı kişilik özellikleri gösteren ve kontrol altında tutarak güçlendiğine inanan insanların çocukluklarına baktığımızda, çoğunlukla benzer yapıdaki anne ve babalar tarafından yetiştirildiklerini görüyoruz. Çocuklarından beklentileri çok yüksek olan, hata yapılmasına izin vermeyen, çocukların her hareketini kontrol altında tutmaya çalışan ailelerin çocukları, küçüklüklerinde bu beklentileri karşılamak, anne-babanın sevgi ve onayını kazanmak için uğraşıyorlar. Küçüklükte anne-babanın sevgisi, onayı için yapılan bu davranışlar yetişkin yaşamına gelindiğinde sorgulanmadan yapılmaya devam ediliyor.</p>
<p>Kontrol delisi olan insanlar, böyle olduklarının, çevrelerindekini rahatsız ettiklerinin farkında mıdırlar? Yoksa yaptıklarının normal olduğunu mu düşünürler?</p>
<p>Bu kişilik özelliklerini gösteren insanlar çoğu zaman karşılarındaki kişiyi rahatsız ettiklerini düşünmezler, hatta onlara iyilik yaptıklarını öne sürerler. Alternatif fikir ve gerçeklere kapalı oldukları için onlara mutluluk veren şeylerin diğer insanları da mutlu edeceğini düşünürler. Tek doğrunun kendi doğruları olduğunu ve diğer insanların da bu doğru çerçevesinde hareket etmesi gerektiğine inanırlar.</p>
<p>Kontrol delisi olan çok hastanız var mı? Sık karşılaşılan bir rahatsızlık mıdır? Genellikle hangi meslekten insanlar kontrol delisi oluyorlar, böyle bir ayrım var mı?</p>
<p>İnsanlar terapiye çoğu zaman hayatlarını kontrol edemediklerini, sürüklenmeye başladıklarını hissettikleri zaman gelirler. Kontrol saplantılı insanlar, hem kendi hem de başkalarının hayatlarını kontrol ettikleri için destek almaya gerek duymazlar. Bu tip kişilik özellikleri taşıyan insanları yardım almaya getiren iki neden vardır. Birincisi, artık bazı şeyleri kontrol edememeye başlamışlardır ve bu onlar için oldukça ağır bir kaygı yaratır. Ne yapsalar da kendi güçleri dışında bir gücün hayatlarını yönlendirdiğini hissettikleri zaman telaşa kapılırlar. Diğer bir sebep de ilişkilerinde sorun yaşamaya başlamalarıdır. Kontrolcü insanlar, çevrelerindeki insanlara karşı saldırgan, talepkar ve eleştiricidirler. Bu yüzden birçok insanı kendilerinden uzaklaştırırlar. Bu yalnızlığı fark ettiklerinde destek almaya gelebilirler.</p>
<p>Saplantılı kişilik özellikleri taşıyan insanlara her meslekte rastlanabilir. Çalışanlarını 30 dakikada bir telefonla kontrol eden, sürekli eleştiren üst düzey bir yönetici, oturma odasındaki koltuğun üzerinde duran yastıkların hepsinin aynı açıyla tek bir yöne bakmasını sağlayan bir ev kadını, ameliyathanedeki herkesin ve her eşyanın uygun yerlerinde olup olmadığını kontrol ettiği için bir türlü ameliyata başlayamayan bir doktor veya dosyalarını düzenlemekten ödev yapmaya başlayamayan bir öğrenci benzer özellikler gösterebilirler.</p>
<p>Pek çok yöneticinin kontrol delisi olduğunu görüyoruz. Bu, işin getirdiği bir sorumluluk mudur, yoksa üst düzeydekiler daha fazla mı kontrol delisi olurlar?</p>
<p>Kişinin sorumluluğu, ondan beklenen performans ve hata yaptığı zaman kaybedeceklerinin değeri ne kadar fazla ise, kişi işini o kadar mükemmel gerçekleştirmeye çalışır. Kendi çalışanlarından da aynı önemi ve dikkati göstermelerini bekler. Dolayısıyla onları daha fazla eleştirebilir, daha fazla kontrol etmeye çalışabilir ya da alternatif yöntemlerdense bildiği sağlam güvenli yollarda ısrarcı olabilir. Burada önemli olan kişinin sahip olduğu bu özelliklerin derecesidir. Sorumluluk alırken, hata yapmamaya, mükemmel performans göstermeye çalışırken, kişi kendi ve başkalarının hayatlarına zarar veriyorsa, bu tarzı onun sağlıklı bir şekilde çalışmasını, ilişki kurmasını engelliyorsa, bu noktada kişi yardım almalıdır.</p>
<p>Çevremizdeki kontrol delisi insanlarla nasıl başa çıkabiliriz?</p>
<p>Saplantılı kişilik özellikleri gösteren insanlarla yaşamak çok zordur. Devamlı eleştirilmek, kontrol edilmek, kısıtlanmak birçok insanı yıpratır. Bu kişiler, karşılarındaki insanın kişiliğini yok sayar ve ona kendi doğrularını yaptırmaya çalışırlar. Başka hiçbir alternatif düşünceyi kabul etmezler. Onları ikna etmeye çalışma mücadeleleriniz hep yenilgiyle sonuçlanır. Eğer hayatınızda sizi böyle kısıtlayan, ezen, kontrol etmeye çalışan bir insan varsa, yapılabilecek en iyi şey ona durumu hakkında düşünmesini sağlamak olacaktır. Israrcı olmadan, alternatif düşüncelerin de varolabileceğini, hata yapmanın doğal ve insan olmanın bir parçası olduğunu göstermek, kontrol edilen olarak yaşadığınız duyguları paylaşmak, onun da davranışlarını gözden geçirmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>Kişileri kendi istekleri ve fikirleri doğrultusunda yönlendirir</p>
<p>Kontrollü biri olmak ve kontrol delisi olmak farklı şeyler değil mi?</p>
<p>Her insan hayatının kontrolünü elinde tutmak ister. Sürüklenmek istemez. Kendi kontrolü dışında gelişen olaylardan rahatsız olur. Kontrollü olmak, düşünerek, planlayarak hareket etmek bize güvenlik hissi sağlar. Fakat “kontrol delisi” olarak tabir edilen kişilik özelliklerine sahip insanların, saplantılı bir kontrol üzerine kurulmuş bir dünyaları vardır. Etraflarında olan olayları ve kişileri kendi istekleri ve fikirleri doğrultusunda yönlendirir ve bunun verdiği güçlülük hissi ile kendilerini iyi hissederler.</p>
<p>Son olarak; kontrol delisi insanlar bu alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemezler. Vazgeçebilmek için neler yapmalılar? Önerileriniz neler?</p>
<p>Bu kişiler, eğer bu özellikleri, yaptıkları davranışlar kendilerine veya başkalarına zarar vermeye başladıysa mutlaka bir uzmandan destek almalı. Çeşitli psikoterapi akımları, bu kişilere kontrol etme dürtüleriyle daha efektif bir şekilde başa çıkabilmeleri için yollar bulmalarında destek olurken, bazı durumlarda psikiyatrik ilaç tedavisi de gerekli görülebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/kontrol-delisi-misiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış depresyonu nedir, neden oluşur?</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/kis-depresyonu-nedir-neden-olusur.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/kis-depresyonu-nedir-neden-olusur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 00:29:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=33</guid>
		<description><![CDATA[Çok ciddi ve yaygın bir psikiyatrik bir duygu gurumu bozukluğu olan depresyon, kış mevsiminde ışık alımı yetersiz olduğu için, tüm halkı etileyebilir.Depresyon yani ruhsal çökkünlük genelde halk arasında üzüntü ve kederle aynı anlamı ifade eder hale gelmiştir. Fakat psikiyatrik açıdan anlamı ise çok daha farklıdır. Biz psikiyatristler bu durumu, bir takım belirtilerden oluşan bir bozukluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-34" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_haberleri_01_301007" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/01/saglik_haberleri_01_301007.jpg" alt="saglik_haberleri_01_301007" width="200" height="150" />Çok ciddi ve yaygın bir psikiyatrik bir duygu gurumu bozukluğu olan depresyon, kış mevsiminde ışık alımı yetersiz olduğu için, tüm halkı etileyebilir.Depresyon yani ruhsal çökkünlük genelde halk arasında üzüntü ve kederle aynı anlamı ifade eder hale gelmiştir. Fakat psikiyatrik açıdan anlamı ise çok daha farklıdır. Biz psikiyatristler bu durumu, bir takım belirtilerden oluşan bir bozukluk olarak tanımlarız.Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, iş gücü kaybına yol açan bozukluklar ve hastalıklar içinde değerlendirildiğinde her ülkede genelde ilk dördün içinde yer almaktadır. Özellikle iş gücü kaybı ve bunun getirdiği sıkıntılar hatta intiharları da dikkate alırsanız çok ciddi<span id="more-33"></span> bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmalı ve tedavi yoluna gidilmelidir.</p>
<p>DEPRESYON KADINLARDA DAHA SIKLIKLA MI GÖRÜLÜR?</p>
<p>Buna, maalesef kesinlikle evet demek gerekiyor. Yapılan tüm tıbbı araştırmalar bunu böyle göstermektedir. Yaşam boyu sıklığı kadınlarda %10-25 arasında, erkeklerde ise %5-12 arasındadır. Yani 2 hasta kadına, 1 hasta erkek oranı olarak belirtebiliriz.</p>
<p>DEPRESYON NE TÜR BELİRTİLER GÖSTERİR? NE TÜR ZARARLAR VEREBİLİR?</p>
<p>Öncelikle durumun kişisel boyutuna bakmadan iş gücü kaybı açısından ülkeye zararına bakmakta fayda var.</p>
<p>Son yapılan araştırmalardan birini, depresyonun bir ülke gelirine ne tür zarar verdiği açısından paylaşmak isterim. ABD’de yapılan bir araştırmada, bu bozukluğun ulusal üretim maliyetine zararının yaklaşık 50 milyar dolar olduğunu göstermiştir. Bu ciddi bir rakamdır.</p>
<p>Amerika’da, 1987-1997 arası özellikle yeni kuşak antidepresan ilaçların bulunmasının ardından, sadece depresyon vakalarında ayaktan tedavi olanların sayısında yüzde 30 artış görülmüştür. Bu durum ülkemiz için de benzer periyotlarda artmaktadır.</p>
<p>Depresyon bir belirtiler topluluğudur. Yani birçok belirti ile kendini gösterir.<br />
Belirtilerine gelince; depresyon yaşayan kişiler, en az 2 hafta boyunca devam eden moral bozukluğu, sıkıntılı ve kederli çökkün duygudurumdan yakınırlar. Karamsarlık, olumsuz düşünceler mevcuttur. Bu duygular hep aynı yoğunlukta yaşanmaz, dalgalanmalar gösterebilirler. Ciddi durumlarda özellikle sabahları kötüleşme akşama doğru daha iyi hissetme yaşanabilir. Bu belirtilerin yanı sıra istek kaybı, eski yaptığı işlerden zevk almama, enerji kaybı içindedir. Kendine güveni azalmıştır, dikkat ve konsantrasyonda güçlük çekerler, unutkandır, karar almakta zorluk çekerler, uyku ve iştahları değişkenlik gösterir, cinsel açıdan da isteksizdir. Etrafındaki insanlara kolay sinirlenir ve tahammülsüzlük gösterirler. Şayet bu kişiler çalışıyor ise işe gitmekte, verimliliklerinde ve işe konsantre olmakta zorluk yaşarlar.</p>
<p>Bu durumun depresyon olarak adlandırılabilmesi için bu duydu durum değişikliklerinin ve belirtilerinin en az 15 gün süre ile yaşanması gerekir.</p>
<p>Bu sebeple, depresyona giren kişilerin aile, sosyal ve iş yaşamı bozuluyor, verimsiz ve sorunlu hale gelebiliyor. Kısaca hayatının her alanı keyif almaz bir boyuta ulaşıyor. Tabii en kötü durum da, bu tür kişilerde zamanla ölüm düşüncesinin ve intihar girişimlerinin ortaya çıkabilme ihtimalidir. Ölüm fikirlerinin bazıları düşünce düzeyinde kalırken, çoğunluğu da ciddi intihar girişimlerine dönüşebilir. Depresyonda en önemli ölüm nedeni intihardır.</p>
<p>Genel olarak intihar vakalarının nedenleri incelendiğinde depresif bozukluktan kaynaklanan durumlar büyük bir kısmı teşkil etmektedir. Depresyon nedeniyle yatan hastalarda bunun eyleme dönüşme olasılığı daha sıklıkla görülür. Yapılan araştırmalar bize, hastaneye yatan depresif kişilerin yaklaşık % 10-15 bu yolla hayatına son verdiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu sebeple, depresyon ciddi bir bozukluktur ve ancak uzman bir psikiyatrist desteği ile tedavisi de mümkündür diyebiliriz.</p>
<p>NEDEN DEPRESYON ORTAYA ÇIKAR?</p>
<p>Bunun birçok nedeni var. Yapılan araştırmalar bunu kısaca 3 ana başlık altında incelenebilir:</p>
<p>1. Genetik etkenler<br />
2. Biyolojik etkenler<br />
3. Psikososyal etkenler</p>
<p>1- Genetik etkenler: Özellikle ailesinde duygusal bir rahatsızlık olan kişilerin, bu ailesinde böyle bir rahatsızlık yaşamayan kişilere oranla depresyona yakalanma olasılığında, 2-3 kat daha fazla görülebiliyor. Yani depresyonda genetik bir geçişten söz etmek mümkün.Bu konuda bazı kromozonlar suçlanmaktadır ama bu konudaki laboratuar araştırmaları sürmekte olup, henüz nedeni net olarak ortaya konulamamıştır.</p>
<p>2- Biyolojik neden olarak da serotonin, noradranalin ve dopamin gibi maddelerin oranında oluşabilen değişimler, bazı depresif durumlara neden olabiliyor diyebiliriz. Hormonları da nedenler arasında gösteren çalışmalar mevcuttur. Stress, tiroid ve büyüme hormonları, özellikle kadınlarda; östrojen, progestron, prolaktin gibi hormon değişimleri nedenler arasında gösterilmiştir. Örneğin tiroid bezinin az çalıştığı hipotiroidi hastalığında depresyona çok sıklıkla rastlanabiliyor.</p>
<p>3- Psikososyal boyutunda ise özgüven eksikliği yada takıntılı kişilik özellikleri, erken yaşta geçirilen travmatik olaylar, 11 yaşından önce anne-babasını kaybı, eş kaybı, maddi sorunlar – işsizlik, göç, düşük eğitim düzeyi, bekar ya da boşanmış olmak yakın ilişki azalığı, bedensel ve kronik hastalıklar depresyona zemin hazırlayabilir.<br />
KIŞ DEPRESYONU NEDİR? NASIL OLUŞUR?</p>
<p>Biz psikiyatristler bu durumu, mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak da adlandırmaktayız. Bu tür bir teşhisin konuşabilmesi için bu sıkıntının en az 2 yıl üst üste geçirilmesi gerekiyor. Sonbahar ve kış aylarında başlar, ilkbahar ve yaz aylarında düzelme gösterir.</p>
<p>Bu depresyonu tetikleyen başka bir neden yoktur. Sadece mevsim kişinin duygu durumunu etkiler. Yapılan araştırmalar bize günlük ışık süresinin 10 saatin altında olmasının büyük rolü olduğunu göstermektedir. İnsan beynindeki pineal bezden melatonin adlı bir madde salgılanmaktadır, salgılanması karanlığa bağlıdır. Gündüz kan melatonin düzeyimizin düşük olması, gece yüksek olması yani bir ritm içinde olması gerekir. Melatonin enerji düzeyimizi, reflekslerimizi, uyku döngümüzü, kilomuz ve iştahımızı etkilemektedir. Işık düzeyinin azalması melatonin salgılanma ritminde bozulmaya yol açabilir. Melatonin depresyon etkenlerinden biri olan serotoninle etkileşim içindedir. Bu etkileşimdeki değişimler de neden olarak gösterilmektedir.</p>
<p>KIŞ DEPRESYONUNUN BELİRTİLERİ NELERDİR?</p>
<p>Kişide; moral bozukluğu, motivasyon ve enerji azlığı, aşırı yorgunluk ve uykuya düşkünlük hali oluşur. Kişi saatlerce uyuduğu halde, kendini hala yorgun olarak hisseder. Kişi yemeğe ve özellikle karbonitratlara aşırı istek duyar ve oldukça fazla yiyip kilo alır. Kadınlarda görülme sıklığı fazladır.</p>
<p>KIŞ DEPRESYONUNUN TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?</p>
<p>Biraz önce söz ettiğimiz gibi bu tür depresyona giren kişilerde ışık eksikliği tıbbı bir neden olarak tespit edildiğinden dolayı tedavi yöntemleri içinde parlak ışık tedavisinden oldukça iyi sonuçlar alması mümkündür. Bu konuda, yurtdışında başarılı çalışmalar yapılmakta ancak ülkemizde yaygın kullanılan bir yöntem değildir. Bu tip depresyonda bir diğer tedavi seceneği ise antidepresan ilaçlardır.</p>
<p>Bu tür depresyona giren kişiler, uzman bir psikiyatriste başvurmalıdırlar. Tedavi sırasında, kişilerin gün ışığından daha çok faydalanabilecekleri ortamlar tavsiye edilmektedir. Dış ortamlarda yapılan; spor ve uzun yürüyüş programları, özguveni artırmaya yönelik hobi ve sosyal aktiviter de tedaviye destek olacaktır.</p>
<p>DEPRESYONA EĞİLİMLİ KİŞİLERİN YAKINLARINA NE ÖNERİRSİNİZ?</p>
<p>Depresyondaki kişilerin özelliklerini sayarken özellikle karar vermekte güçlük ve isteksizlikten söz ettik. Bu sebeple, bu tür kişiler hasta olduklarını kabul etmeyecek ve hekime gitmekte de isteksizlik yaşayacaktır. Önemli olan bu kişiye yakın olanların; aile, eş ya da yakın arkadaş gibi kişilerin durumu tespit edip ilgili kişiye uzman bir psikiyatriste yönlendirmesidir.</p>
<p>Burada unutulmaması gereken en önemli nokta, erken teşhistir. Bu hastalık kişiyi, intihar düşüncesine ve eylemine rahatlıkla götürebilmektedir. Oysa kişinin arzusu ve yakınlarının da desteği ile tedavisi oldukça kolaydır&#8230;</p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilara Karahan / Röportaj: Sibel Bucurgat/PRO-S</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/kis-depresyonu-nedir-neden-olusur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pozitif ol, hastalanma!</title>
		<link>http://www.kadinca.net/saglik/pozitif-ol-hastalanma.html</link>
		<comments>http://www.kadinca.net/saglik/pozitif-ol-hastalanma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 00:21:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinca.net/saglik/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Kış mevsiminde soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmanın en iyi yolunun pozitif davranmak olduğu belirtildi.Psychosomatic Medicine adlı tıp dergisinde yayımlanan bir araştırmada, pozitif insanların soğuk algınlığı ve benzeri hastalıklara yol açan virüslere karşı daha dayanıklı olduğu görüldü.Araştırmacılar, bu tür hastalıklara karşı direncin objektif (mutlu olmanın bağışıklık sistemini güçlendirmesi) ve sübjektif (müspet yaradılışta olanların burun akması, boğaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-31" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="saglik_haberleri_01_301006" src="http://www.kadinca.net/saglik/wp-content/uploads/2010/01/saglik_haberleri_01_301006.jpg" alt="saglik_haberleri_01_301006" width="200" height="150" />Kış mevsiminde soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmanın en iyi yolunun pozitif davranmak olduğu belirtildi.Psychosomatic Medicine adlı tıp dergisinde yayımlanan bir araştırmada, pozitif insanların soğuk algınlığı ve benzeri hastalıklara yol açan virüslere karşı daha dayanıklı olduğu görüldü.Araştırmacılar, bu tür hastalıklara karşı direncin objektif (mutlu olmanın bağışıklık sistemini güçlendirmesi) ve sübjektif (müspet yaradılışta olanların burun akması, boğaz ağrısı gibi rahatsızlıkları dert etmemesi) nedenleri olduğunu belirttiler.Araştırmayı kaleme alan Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Dr. Sheldon Cohen, “Müspet yaradılıştaki kişilerin<span id="more-30"></span> bağışıklık sistemlerinin virüslere karşı verdiği cevap farklı olabilir” dedi.</p>
<p>193 yetişkin üzerinde yapılan araştırmada, deneklere soğuk algınlığı benzeri semptomlara yol açan virüsler içeren burun damlaları verildi.</p>
<p>Araştırma sonucunda, “mutlu deneklerin” soğuk algınlığı kapma olasılığının düşük olduğunu, hastalığı kapanlarda da semptomların daha az şiddetli olduğu görüldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinca.net/saglik/pozitif-ol-hastalanma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
